TÜRK DÜNYASI:
İDEOLOJİK MAYIN TAŞERONLUĞU
 Türkiye on küsur yıldır emperyal senaristlerin bahşettiği alanda “ideolojik mayın taşeronluğu” yapmış olmanın riskleriyle karşı karşıya… Ortadoğulu özlemlerle rüyasını gördüğümüz mevkiler real-politiğin mayınlı tarlasına dönüşmüş bulunuyor. İçinde bizim de olduğumuz bu kan coğrafyasında dün bize döşettirilen ideolojik mayınların arasında geleceğimizi arıyoruz. Bize oynatılan sahnenin hangi büyük senaryoya hizmet ettiğini bilmiyor; hangi repliğimizi kime söylediğimizi göremiyoruz.

İç politikada ranta dönüştürme aymazlığıyla Ortadoğulu coğrafyaların mezhepçilik çukurunda pozisyon almış olmak; tarihsel hedef seyrimizi dönüştürüyor, değiştiriyor, muğlâklaştırıyor. Gittikçe yalnızlaşıyor, gittikçe itibar kaybediyor, gittikçe geleneksel duruşumuzdan uzaklaşıyoruz.

Bir dönemin terör grupları olan El-Nusra ve Hamas’tan başka dostu kalmamış bir ülke olmanın bedelini dışarıda ve içeride büyük ölçekli travmalarla ödeyeceğiz gibi. Birbirine düşman süper kudretler arasında gidip gelen, rol dilenen, emniyet dilenen bir ülke olmak; milli onurumuzu yaralıyor, milli duruşumuzu tutarsızlaştırıyor. Bütün bir Ortadoğu politikamızı emperyal oyuncuların PYD-YPG’ye yüklediği rolü çalmak üzerine kurmuş olmak; büyük devlet olma iddiamızı boşa çıkarıyor.

15 Temmuz ihanetinin travmatik hezeyanlarıyla dış politikada konjonktürel makas değişikliği niyetimiz; ne dostlarımız nezdinde ne de düşmanlarımız nezdinde karşılık bulmuyor. Yaptıklarımızla tutarsızlaşıyoruz, söylediklerimizle tutarsızlaşıyoruz, niyetimizle tutarsızlaşıyoruz.

Ergenekon’dan çıktığımız günden beri sırtını doğuya dayamış, yüzünü Batı’ya dönmüş kadim devlet geleneğimiz bir siyaset mezhebinin ideolojik hezeyanlarına heba edilmiş gözüküyor. Güvenliğimizi, onurumuzu ve bekamızı insafına takdim edeceğimiz emperyal kucaklar arıyor; bulamıyor, bocalıyor, güven yitiriyoruz.

16 Nisan’da milletimizin bir kesimince onaylanan parti devleti tüzüğü; dış dünyanın bize bakışını yaralıyor, ekonomik aktörlerin ülkemize güvenini zedeliyor. Demokrasi mirasımızdan vazgeçtikçe küresel dünyanın iç içe kıldığı politik, ekonomik, askeri ve siyasi alanlarda bize ayrılan yer daralıyor ve sonuçta dış politikadaki hatalarımızın bedelini askeri alanda gizli ambargolarla, ekonomik alanda kuşatılmışlıkla ödüyoruz.

Türkiye’miz konjonktürel travmaların sahasında oynak zeminli niyetler ortaya koyarken; varolduğumuz günden bugüne devam eden ülkü ufkunu unutmuş gözüküyor. Bütün bunların maliyetini milletçe ödüyor; sonuçta milletçe kaybediyor, milletçe umutsuzlaşıyoruz.

Halkımız ne güzel söyler; “kaybettiklerinizi ancak kaybettiğiniz yerde bulursunuz…”
Türkiye acilen kaybettiklerini kaybettiği yerde aramalı; dış politikadaki duruşunu geleneksel çerçevesine oturtmalı; içeride ve dışarıda pozisyon tutuşlarını Devlet Aklı’nın sahasına çekmeli; daha doğrusu on küsur yıldır kaybettiğimiz Devlet Aklı’nı, kaybettiğimiz yerde yani on küsur yılın kusurlar bilançosunda aramalıdır.

Özetle Türkiye’miz geleceğini emperyal oyuncuların kendine döşettiği ideolojik mayınlar labirentinde aramayı bırakmalı; kaybettiğini yani Devlet Aklı’nı kaybettiği alanda, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş iradesinde, ülkülerinde ve kurucu ideolojisinde aramalıdır.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Türkmen Komutan Neccar Tuzhurmatu’daki Peşmergelere...

Haberi Oku