Problemlerinin çözümünde insan zihinde gelişen çözümleme faaliyeti olarak kısaca tanımlayabileceğimiz düşünce, düşünen varlık insanın yaratılışıyla başlar. Gelişimci düşünce ile kıyaslamalar yapacağımız tekrarlayıcı düşünce; psikolojinin alanına giren tıbbi tanı olan, tekrarlayıcı düşünce değil.

Üzerinde duracağımız tekrarlayıcı düşünce, insanın problemlerini çözümlerken zihin dünyasında edindiği birikimleridir. Üzerinde durmamızın sebebi: Toplumları güdülemek isteyen stratejik örgütlerin bu güdülemede tekrarlayıcı düşünceye önemli roller yüklemesidir.

 


Geçmişte yaşanmış benzer problemleri çözümlerken ulaşılan düşüncenin yeni problemlerin çözümünde işe yarayacağını düşünmesi, insanın tarih boyu tekrarladığı hatalarındandır. Tekrarlayıcı düşünce muhafazakâr karakteriyle, insanı analitik yaklaşımlardan; alternatif çözümlerden uzaklaştıran bir kapan gibidir. Fakat yapılan araştırmalar insanların yüzde doksan beş (%95) gibi bir çoğunluğunun, dolaysıyla toplumların tekrarlayıcı düşüncenin etkisi altında olduğunu ortaya koymakta.

 

 

Düşünce akışkandır. Düşünen insanın beyninden günde ortalama yetmiş, seksen bin kadar; birbirinden kopuk ve değişik düşünce demetinin geçmesi, düşüncenin akışkanlığını, düşünce açısından beynin faaliyetini anlamamızı kolaylaştıran önemli veridir. Ancak daha önemlisi bu, düşünce demetlerinin birleştirilip, problemler karşısında işe yarar hale getirilmesidir.

Problemlerin çözümünde farklı perspektiflerden bakan; olabildiğince çok soru arasından en doğru soruya doğru cevabı vererek ulaşılan düşünceyse gelişimci düşüncedir. Çözüm arayışında soruların çokluğu, düşünce çokluğunu; düşünce çokluğu düşünen insan çokluğunu gösterir ve insanı derinleştiren, toplumları geliştiren dinamodur.

Henüz uygulama alanı bulamamasına rağmen elde ettiği sonuçları ile bütüncül bir değerlendirme yaparsak; ülkücü düşüncenin son yüz yılda sosyal, siyasal, ekonomik, stratejik konularda çözüm üreten; çözüm üretilmesine ilham veren yegâne gelişimci Türk düşüncesi olduğunu söylemek zorundayız. Ülkücülerin, meselelere toplum kesimlerinin tamamından farklı bakmasının temel sebebi  buna bağlıdır.

 


Aynı araştırmalar insanların yüzde beşi (%5) kadar az oranının gelişimci düşünceye meyilli olduğunu ortaya koymakta. Bu oranlar bize problemlerin çözümünü az sayıdaki gelişimci düşünceye meyilli insanların ürettiğini, yani toplumların dinamosunun bu azınlık olduğunu anlatır. Çok üzücü ki Türkiye’de sosyal, siyasal, stratejik alanlarda özgün düşünce üretimi bu oranın gerisinde,  %3,8 seviyesinde.

 


Aksiyoner karakterli gelişimci düşüncenin karanlık tünelin ışığa açılan kapısını arayışı süreklidir ve insanı parlak yaklaşımlara, özgün fikirlere ulaştırarak derinleştirir. Ulaşacağı parlak yaklaşım, insanda tüm yaklaşımlara ve daha iyiye ulaşma arzusunu tetikler, daha iyiyi bulma arayışını sürekli kılar.  

Statik karakteri tekrarlayıcı düşünce insanı sıradan fikirlere yöneltir; gerekli olana yaklaştığı kadar başarılıdır veya bulduğu kadarı ile yetinir; yetinmekle kalmaz onun doğruluğunu dayatır.

 


Tekrarlayıcı düşüncenin düz mantığı, benzer objeleri, unsurları, ögeleri, zihinde pasif bir sıralama, sınıflandırma eğilimiyle zihinlerde ön şart oluşumuna zemin hazırlar. Alternatif yaklaşımların yolunu tıkayan ön şart bariyerleri çözüme giden yolları daraltır.  

Buna mukabil üretken düşünce bir şeyi ele alırken bilgiye dayalı sorular zinciri kurarak, o, şeyin ayrıntılarını görme; zıddına, alternatifine ulaşma; olumlu fonksiyonlarını etkin kılma eğilimindedir. İlgili, ilgisiz her hususun çözümün parçası olacağı ön kabulünden hareketle özgün fikirlerin ortaya çıkmasını kolaylaştırır.

 


Toplumun gelişmesi, refahı, huzuru için sosyal, siyasal, stratejik meselelerde muhtelif düşüncelerin ortaya konması; rekabet içermesi; düşünen insanın çözüme katkı yapma isteği tabiidir, gereklidir. Değişik gerekçelerle farklı düşüncenin çözüm teklifini reddetmek, gelişime, düşünceye, insana ve topluma karşı yapılabilecek büyük haksızlık ve saygısızlık olur.

Birbirini anlamakta, empati kurmakta başarısız toplumların çoğunda rastlanan bu durum, toplumun huzurunu, birliğini bozmaktan başka işe yaramaz. Oysa; empati kurmak çocukluktan itibaren örnek alarak, taklit ederek öğrenilen, insana saygınlık kazandıran, önemli bir vasıftır.

 

Çok zaman başaramadığımız empati, temelde iletişim meselesidir ve açık uçlu sorularla iletişimin yolunu açmak gerekir. “Nasıl?” sorusuyla karşılaştırmalar kıyaslamalar yapılmasını; “niçin?” “neden?” “kim?” vb sorularla nesnelerin; olay ve olguların nedenlerini anlamaya, anlatmaya; tarafların eksikliğini görmesine yardımcı olarak kurabiliriz. İsteyen için her zaman mümkündür, istekli olmak yeterlidir.  

 


“Ya öyleyse?” veya “öyle olabilir mi?” sorularını fantezi olarak gördüğümüzde empatiye; farklı yaklaşımlara; analitik bakışa kapılar kapanmış olur. Farklı yaklaşımlara kendini kapatan insanın yoğunlaşacağı tekrarlayıcı düşüncenin çözümsüzlük kapanına düşmesi kaçınılmazdır. Her problemin etkenleri, bilinmeyenleri kendine has ve analize muhtaçtır. Farklı perspektiflerden görülemeyen; farklı açılardan analiz edilemeyen problem çözümsüzlükle kalmaz; yeni problemler üreten anakronik mahiyet kazanır.

Çözümleme, bilgiden çok farklı açılardan bakmaya; çok sayıda farklı sorulara farklı cevaplar aramaya; düşünceye üretkenlik kazandırmaya odaklandığımız ölçüde kolaylaşır. Üretken gelişimci düşüncenin, daha çok alternatif ortaya koyabilme ve bu alternatiflerden birinin çözüme en uygun düşünce olma ihtimali, tekrarlayıcı düşünceden çok daha yüksektir.

 

Bu durumda şunu söyleyebiliriz: Zamanı, şartları, nesnel unsurları, bilinmeyenleri farklı, geçmiş deneyimlerimizin yeni problemi çözeceğinden emin olmak, kendimize olduğu kadar içinde bulunduğumuz topluma da koca bir küstahlık olur

 


Elimizdeki veriler insanlığın geçmişten, günümüze yaşadığı bunalımların, buhranların kökeninde düşünce açısından tekrarlayıcı düşüncenin; buhranlarını, bunalımlarını aşmakta yüzde beş gibi cüzi bir oran oluşturan gelişimci düşüncenin olduğunu görmemize; üç asırdır problemlerini çözemeyen Müslüman dünyanın gelişimci düşünceden; “Hiç düşünmez misiniz?” “Hiç akıl etmez misiniz?” ilahi emirlerinden çok uzak olduğunu görmemize yeter sanırım.

 


Toplumları güdülemek isteyen stratejik örgütlerin tekrarlayıcı düşünceyi nasıl kullandığı hususuna dönecek olursak: Dalga, dalga yayılan kaynağı belirsiz cesaretlendirici, şartlandırıcı sloganlarla kendileri için mahsurlu gördükleri kullanıma elverişli olmayan fikre, yapıya, şahıslara; kullanışlı olmaktan çıkmış fikir, zümre, şahıslara karşı yürütülen kampanyalarla; kullanışlı bir ahmak etrafında kullanışlı bir zümre yaratmak ilk amaçtır. Gerisi kolay; ölümlerden ölüm beğenmek size kalmış.

Stratejik örgütlerin rolünü üslenince aslolan safa, salağa yatmaktır. Yanıldım, aldatıldım, deyip uyanan öncelikli hedef olur. İpekçi’sinden, Mumcu’suna, Özal’ına, Erdoğan’ına kadar örnekler saymakla bitmez.     

 


Türkiye’nin dağ, bayır her tarafının “MHP kapatılsın, fasit Türkeş yargılansın” sloganlarıyla donatıldığı kampanyalar, 12 Eylül 1980 öncesini yaşayan herkesin, özellikle savrulmalar yaşayan ülkücülerin hafızasında tazeliğini koruyor olmalı. 12 Eylülde MHP kapatıldı, Türkeş ve ülkücüler yargılandı, Türk milliyetçiliği sanık sandalyesine oturtuldu. Fakat o kampanyalarda kullandıkları ahmaklar da aynı sandalyelere oturtulup, aynı hücrelere tıkıldı. Çünkü işbirlikçiler işleri bitinceye kadar değerlidir.

Eminim papaza kızıp oruç bozanlar ne dediğimi anlamıştır.

 


12 Eylül tıkanan demokrasiyi kurtarmak, anarşiyi durdurmak için yapıldı değil mi? Hem de ne kurtarma! Kurtardılar ve Partiler yasasına gömdüler. Çıkartabilene aşk olsun. Anarşiyi de durdurdular. Otuz beş senedir daha kullanışlısına yığınla insanımızı, ülkenin ekonomisinden daha büyük ekonomiyi kurban ettik.

 


Örneklere açımızı biraz genişleterek bakalım: Irakta Saddam gitsin, demokrasi gelsin kampanyalarıyla Bağdat, Basra, Kerkük harap edilmekle kalmadı; parça, parça işgal altında; vaat edilen demokrasi pimi çekilmeye hazır bomba niteliğindeki anayasa sayfalarının arasında saklambaç oynuyor. Hayata geçirmek için belki bir asır lazım. Bu anayasanın Irak’ı yakın gelecekte yeniden kana boğacağını ömrü olan görür, bizde söylemiş olalım.  

Arap baharı sloganı Libya’yı Kaddafi’den kurtardı, kan gölü olmaktan kurtarabildi mi? Ne gezer.

Ne baharmış ki kan gölüne döndürdüğü Ortadoğu da demokrasi vaadine kananların; ocağına acı; aşına agu; iffetine, izzetine, namusuna kapkara leke olup; vatansızlığa mahkûm etti. Akıl etmeyenlere bin örnek versek kar etmez.

 


Günümüze gelirsek: Kullanıma elverişli bir ahmak etrafında “karıştır, barıştır” sloganıyla toplanmış, dört eğilimli, akıbeti malum ANAP modeliyle kurtarıcılığa soyunmak; tekrarlayıcı düşünce kapanına düşmenin dört başı mamur örneği.  Zıt dünyaların insanlarının temenniden ibaret iki kelimenin etrafında birleşeceğini beklemek, tekrarlayıcı düşünce kapanına düşmek değilse, hiçbir şey değildir?

 


Görsel medyaya, sosyal medyaya bakınız, aynı düşünceyi farklı cümlelerle ifade eden bir yığın görüntüsünde. Sayfalara, kanallara giriniz en parlak, en okumuş görünenle en cahil görünen arasındaki fark, bazen isim, bazen soy isim farkı; düşünce, slogan, bakış açısı, derinlik aynı ve sıradan.    

 


Zihniyet oluşumunun bileşenlerinden olan düşünceye, zihniyet oluşumu-düşünce ilişkisi bağlamında bakarsak, Prof. Dr. Sabri F. Ülgener’in “Dünyaya ve dünya ilişkilerine içten doğru bir tavır alış.” Olarak tanımladığı zihniyet tanımını esas almamız gerekir. Bu durumda yukarıda bahsettiğimiz zihniyetin doğru bir tavır içinde olduğunu söylemek mümkün olmaz. Dünyanın yeniden şekillendirildiği bir evrede bende varım diyen Türkiye’nin bu ipotekli, çarpık zihniyetle hangi meseleyi halletmesi mümkün olabilir? Kişiye karşıtlık noktasına odaklanmış, kişiye endeksli kısır düşünceli zümreler,  azınlıkta olsa her zaman topluma görünenden çok daha büyük zarar vermiştir. 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.