SANCAKLI İLK KEZ KONUŞTU!
 Habertürk'ten Kübra Par'ın sorularını yanıtlayan Sancaklı o gün neler yaşandığını anlattı.

Sizin için zor bir yıldı; eşiniz Hülya Hanım’ı kaybettiniz. Hayat nasıl? Kendi­nizi toparlayabildiniz mi?

Toparlayamadık. Hülya Hanım ilko­kul arkadaşımdı, mahallenin kızıydı. Dün­yada da bu işi yapacak (intiharı) en son insandı. Öyle bir şey yaşadık ki, kurtulma­mız çok zor. Ama ben de Saffet Sancak­lı’yım, çocuklara, sülaleye, topluma karşı dik durmak zorundayım. Başka sorumlu­luklarım var; milletvekiliyim. Türkiye zor günler geçiriyor. Partide de görevim var. Ama önceliği çocuklara verdim.

Çocuklarınız Duygu ve Mert nasıl?

Aslında üçümüz de birkaç aydır birbi­rimize rol yapıyoruz; ben onlara rol yapı­yorum, onlar da babaları üzülmesin diye öyle davranıyorlar. Toparladılar biraz ama her şey bize Hülya Hanım’ı hatırlatıyor. Bir çorba içsek, “Annem de bu çorbayı çok iyi yapardı, çok severdi” diyorlar. O eve bir daha hiç girmedik. Çocuklara daha az hatır­latması için hemen başka bir ev alıp eşya­larına kadar her şeyini yeniden yaptım. İlk birkaç ay zor geçti. Çocuklar da olgunlar, şu anda Hülya Hanım’la ilgili yapabileceği­miz iki şey var; dua ediyoruz ve hayır işleri yapıyoruz. Duygu, “81 İlde 365 Kütüphane” adlı bir projenin başına geçti. Bir de Allah kısmet ederse Hülya Hanım’ın adına bir okul yaptıracağım.

Mert annesinin inti­hara kalkışacağını fark etmiş, engellemeye çalış­mış. Neler yaşandı o gün?

Anayasa görüşmeleri için Ankara’daydım. Mert de Meclis’te yanımdaydı. Sayın Genel Başkan’la yemek yiyorduk. Mert’e bir veda mesajı geldi. Telefonda annesiyle epey bir konuştu ve durumu anladı. Ben de hemen ambulansı ve güvenlikleri eve yönlendirdim. Ama aklıma silah gelmedi, ilaç içeceğini düşündüm.

Sizin silahınız mıydı?

Evet, benim silahımdı. O da evde ortada durmuyordu.

Beklediğiniz bir şey miydi?

Hayır, beklediğim bir şey değildi. Ben milletvekili seçildim, bir iki ay sonra da kızım Duygu evlendi. Dizi seyrederken bile aynı koltukta oturan, birbiriyle iyi anlaşan bir aileydik. Bir anda 4 kişinin 2’si evden uzaklaştı. Böyle olunca eşimin psi­kolojisi biraz bozuldu. İlk birkaç ay fark etmemiştim, çünkü metanetli bir kadındı, morali bozulsa bile belli etmezdi. Sonra kendisi anlattı. “Sıkılıyorum. Anneme gidiyorum oturamıyorum, alışveriş mer­kezine, kafeye gidiyorum duramıyorum” dedi. “Ne oldu da böyle hissediyorsun?” diye sordum, “Bilmiyorum” dedi.

Neden sizinle Ankara’ya taşınmadı?

Mert’in lisesi vardı. İyi bir okulda oku­yordu, 2 senesi kalmıştı.

Aranızda gerginlik, küskünlük var mıydı?

Yoktu ya... Hülya Hanım bana hiç küs­mezdi ki. Çocukluk arkadaşıydık.

Bunu sormak zorundayım; evde şid­det var mıydı Saffet Bey?

O soruyu bizi tanıyan aileleri bulup onlara sorun. Şiddet olur mu hiç! Haya­tım boyunca aklıma bile gelmedi. Bizim evde kavga gürültüyü bırakın, yüksek sesle konuşulmazdı. Çocuklar da öyle büyüdü. Hülya Hanım’la aynı mahalle­dendik, ilkokul, ortaokul, lise boyunca aynı okulda okuduk. O benden iki sınıf alttaydı. O, liseyi bitirince de nişan­landık. Biz birlikte büyüdük. O benim sadece eşim değildi, en yakın arkada­şımdı, sırdaşımdı. Ben bugünlere gelir­ken beraber geldik. O hep arka planda kaldı, çünkü öyle bir yapısı vardı. Tele­vizyona çıkmak, görünmek istemezdi.

Açıkçası sert bir mizacınız olduğunu düşünenler “Bu adam kim bilir evde kadına neler yapıyordu ki bu noktaya sürüklendi” demişler...

Yok, biz hayatımız boyunca Hülya Hanım ile kavga etmedik. Bir gün çocuklarımla kar­şılaşırsanız bunu onlara da sorabilirsiniz...

Peki, kendinizi sorumlu hissedi­yor musunuz, suçluluk duygusu var mı?

Suçluluk duygusu yok. Çocuklara da onu söyledim. Duygu, “O gün anneme gitseydim, onunla yemeğe çıkar­dım” diyor. Mert de, “Ankara’ya gelmesey­dim, belki orada olur­dum” diyor. Onlara, “Bizim suçluluk duyacak bir şeyimiz yok” dedim.

Peki, onu bu noktaya ne sürüklemiş olabilir? Bunaldığını söylemiş...

Bana anlattığı zaman, “Doktordan yar­dım alalım” dedim. “Doktora ne diyece­ğim? “Kocanla aran nasıl?” diye soracak. “İyi”. “Çocuklarla aran nasıl?” “İyi”. “Maddi problemin var mı?” “Yok”. “O var mı?” “Yok” “Bu var mı? “Yok”... “Ne anla­tacağım ki ben doktora” dedi. “Yine de git, belki bir faydası olur” dedim. İki üç ay daha direndi, sonra gitti. Çok şiddetli olma­yan anti-depresanlar kullanmaya başladı. Onları kullanmaya başladıktan 1 ay sonra her şey normale döndü. Neşeliydi. Duygu ile geziyorlardı. O hafta da hep beraber Bosna’ya gitmiştik. Çok iyi geçti. Kıştı, dağlarda karların içerisindeydik. Havaala­nına geldik, baktım, kar yağışı nedeniyle İstanbul’dan uçak kalkamıyor ve çoluk çocuk herkes perişan bekliyor. Ulaştırma Bakanı’nı aradım, durumu izah ettim. Bizi bir şekilde oradan aldırmasını rica ettim. “Tamam, küçük bir uçak var mı baka­yım” dedi. 150-200 kişinin beklediğini söy­leyince, sağ olsun başka bir şehirden uçak gönderdi. Millet arkadan bana dua etti. Hatta Hülya Hanım da, “Ne kadar büyük sevap işledik” dedi. Keyfi yerindeydi. Ne oldu da o noktaya geldi anlayamadık.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Kafaya bak! Sakal bırakmayan erkeği kadın...

Haberi Oku