“Lider” tanımı TDK sözlüğünde “Bir partinin veya bir kuruluşun en üst düzeyde yönetimiyle görevli kimse olarak tanımlanmıştır.” Ben şahsen bu tanımın parti kısmına katılamamakla birlikte genel olarak lider eşittir parti genel başkanı olarak kabul görmektedir.

Bunun yanı sıra çağdaş bir Arap ilim adamı, el-Kıyâdetu'l- Askeriyye fî Ahdi'r-Rasûl adlı itinalı çalışmasında, İslamiyet’te komutanlığın (askerî liderliğin) beş temel niteliğini olduğunu söylemektedir. Bunları da;1. Kıdem ve fedakârlık; 2. Tecrübe; 3. Cesaret ve takvâ; 4. Beceri; 5. Cömertlik olarak sıralamaktadır.

Warren Bennis, liderliğin en temel bileşenlerinden birinin itimat olduğunu söyler.

Max DePree ise liderlik için 12 niteliğin şart olduğunu ileri sürmektedir.

Gerek TDK’nun tanımı gerekse yukarıda isimlerini saydığım kişilerin ana başlıklar ile ifade ettiğim tanımlamalarına başkalarını da ilave etmek mümkündür.

Ancak yazımızın ana başlığı “Lider mi Yoksa Kadro mu?” olduğundan “Lider” ile ilgili teorik tanımlamalara kısaca değinmekle yetindim.

Yazımızın sınırlarını da Türkiye Cumhuriyeti dönemi siyasi tarihindeki yaşanmışlıklar ve bundan sonra olması gerekenler ile sınırlı tutacağım.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ATATÜRK’den sonra sırasıyla İnönü, Menderes, Demirel,  Türkeş, Ecevit, Erbakan, Özal ve son olarak da Erdoğan TDK’nun tanımladığı anlamda “Siyasi Parti Genel Başkanı/Lider” tanımındadır.

Adı geçen liderlerin genel başkan/lider oldukları partilerden Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde aynı adla devam eden sadece iki parti vardır Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi.

Diğer partiler Demokrat Parti (DP),Adalet Partisi (AP),Milli Selamet Partisi (MSP),Anavatan Partisi (ANAP),Doğruyol Partisi (DYP),Demokratik Sol Parti (DSP) bugün tabir yerinde ise siyasi partiler mezarlığında istirahate çekilmişlerdir.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)  ise siyaset hayatının 16. yılını geçmiş birkaç gün içinde tamamlamıştır.

Yazımın başlığında “Lider mi Yoksa Kadro mu” diye sorarken Türk siyasi tarihindeki yaşanmışlardan ve mevcut devam eden durumdan hareketle özellikle “…Kadro mu?” kısmına ilişkin olarak geride kalanlardan daha ziyade bugün ve bundan sonra olması gerekenin tartışılması gerektiğini düşünüyorum.

Bu vesile Türkiye siyasi tarihinde yer almış bütün siyasi kadrolara hiçbir ayrım yapmaksızın teşekkür etmeyi de bir borç bilirim.

Bugün dünyada gelişmiş ülkelerde artık lider eksenli değil kadro eksenli yönetim şeklinin benimsendiğini görmekteyiz. Siyasetçiler ancak liyakatli kadrolara sahip oldukları sürece başarılarını sürdürebilmekte, gerekli değişimleri yapmadıkları takdirde moda tabirle “metal yorgunluğu” ile karşı karşıya kalmakta ve kendi siyasi sonlarını hazırlamaktadırlar.

Dünyamız artık “Dijital” çağa geçmiştir. Dünyanın en ücra köşesindeki insan bile istediği, talep ettiği takdirde her türlü bilgiye ulaşabilmektedir.

Bugün artık eski Türk filmlerinde olduğu gibi toprak Ağası ile seçildiği şehire seçimden seçime uğrayan milletvekili ikilisinin arasında sıkışmış bir seçmen kitlesi de yoktur.

Zira bugün insanların ihtiyaçları, istekleri, eğitimleri, ticaretleri, mal ve hizmet üretimleri, bilimsel gelişmeler, icatlar başta olmak üzere birçok şeyden herkes an itibariyle haberdar olabilmektedir.

Bu da iyi ile kötü, güzel ile çirkin, kalite ile kalitesizlik, liyakat ile beceriksizlik gibi kavramların bilinmesini sağlamaktadır.

Bu nedenle siyaset gelişmiş ülkelerde “kadro” kavramını öne çıkartmaktadır. Siyasetçi topluma vadettiği şeyleri gerçekleştirdiği ölçüde başarılı sayılmakta ve devamlılığını sürdürmektedir.

Buraya kadar “Lider mi Yoksa Kadro mu?” sorusunu teorik olarak ve gelişmiş ülkeler bazında değerlendirdik.

Konuyu az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülke tanımlaması içinde yer alan “Türkiye Cumhuriyeti” yönünden değerlendirdiğimizde de artık lider değil kadro eksenli olmamız gerektiğini ısrarla düşünenlerdenim.

Bunun içinde öncelikle her türlü siyasi hesaplardan uzak olarak siyasete her noktada katılabilmeyi sağlamak için toplumda tabana yaymak bir düşünceden ziyade bir mecburiyet haline gelmiştir. Tabi ki bunun olmazsa olmaz şartı “Liyakat” olmalıdır.

Bunu sağlamak ivedi olarak siyasi partiler kanunu ve seçim kanunu üzerinde vatandaşların siyasete geniş tabanlı olarak katılabilmesini sağlayacak düzenlemeleri yapmakla mümkündür.

Türkiye’yi yönetenler ve/veya yönetmeye talip olanlar eğer ülkemizin gelişmiş ülkeler arasında yer almasını samimi olarak istiyorlarsa lider eksenli bir siyaset/yönetim anlayışını terk ederek kadro/liyakat eksenli bir siyaset/yönetim anlayışına ivedi olarak geçmelidir.

Bunu sağlamak başta siyasetçiler olmak üzere hepimizin üzerine düşen bir görevdir, boynumuzun borcudur.

Bunu sağlayanların Türk Milletinin gelecek nesilleri tarafından gururla anılacaklarına inancım tamdır!

 

 

 

 

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.