FLAŞ HABER
 Afrin Harekatının başladığı günlerde harekata katılan Mehmetçik’e soruluyor istikamet neresi? Cevap, İstikamet “KIZILELMA”.

Aynı günlerde Ankara’da Sn. Cumhurbaşkanı AKP Grup toplantısında, TÜRK Tabipler Birliği ile TÜRKİYE Barolar Birliği’nin başındaki TÜRK İfadesinin süratle kaldırılması gerektiğini belirtiyor.

Afrin'de Mehmetçik “BOZKURT” işareti yapıyor, istikâmeti “KIZILELMA” olarak tayin edip şehit düşüyor. Ankara'da ise “TÜRK” ve “TÜRKİYE” kelimesi üzerinden tartışma tekrar başlatılıyor.

Kızılelma, Turancılık, Türkçülük, yada Türk Birliği, bazıları için romantik bir hayal gibi gelebilir. Ancak, Türkiye’de yaklaşık 100 yıldan beri tartışılan bir konudur. Zaman zaman, Türkler ve akraba topluluklarını da içine alan bir sistem olarak düşünülmekle beraber bugün Kızılelma Ülküsü Turancılık deyince Türkiye’de anlaşılan ve akla gelen ilk şey, tarihi mirasların da içinde olduğu halde bütün Türk’leri tek bir devlet çatısı altında birleştirmek ülküsü olarak anlaşılmaktadır. 

Bu anlayış yerinde olmakla birlikte, ilk bakışta ırkçı bir yaklaşım gibi algılanmaktadır. Burada sorun gibi görünen husus bütün Türk’leri tek bir devlet çatısı altında birleştirmektir. Bu durum ise günümüz koşullarında kısmen esnetilerek, gevşetilerek uzlaşılarak, dil, din, soy, kültür, ekonomik ve siyasi çıkar birlikteliği şeklinde uygulanabilir.

Bugün, dünya üzerinde çeşitli ortak paydalardan yararlanılarak kurulmuş onlarca siyasi, ticari, askeri vb. birlikler vardır. Bunlardan bazıları, Avrupa Birliği (AB), NATO, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN), Afrika Birliği, Arap Birliği, Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC), Orta Asya İşbirliği Teşkilatı (ECO), Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) gibi birliklerdir.

Onlarca siyasi, askeri, kültürel, ekonomik, ticari, hukuki vb birlikler olmasına rağmen, halen, egemen güçlü devletlerin öncülüğünde, milletler ve devletler arasında ortak yönler bulunarak bu benzerlikler çerçevesinde yeni birlikler oluşturma çabalarını görmek mümkündür. Ekonomik ve siyasi çıkar birliktelikleri bulunan devletler, birleşerek belli yönlerde daha güçlü olmak için gayret göstermektedirler. Aralarında soy, dil, din, kültür, ekonomik ve siyasi çıkarlar gibi daha bir çok ortak değerleri bulunan Türk Devlet ve Topluluklarının sahip oldukları değerler çevresinde bir araya gelmesi kaçınılmaz olmaktadır.

Dilleri, soyları, kültürleri ve mezhepleri birbirinden ayrı olan Avrupa ülkeleri; Almanya, Fransa, İspanya, Belçika, Hollanda… bir araya gelerek Avrupa Birliği’ni (AB) kurabiliyorsa, 50 eyaletin oluşturduğu, onlarca dilin konuşulduğu siyasi bir birlik olan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) oluşturduğu birlik sayesinde, dünyanın tek egemen gücü haline gelebiliyorsa, bugün Afrika Kıtası’nda 53 ülke birleşerek Afrika Birliğini oluşturabilmişse (sonradan Orta Afrika, Gine-Misau, Madakaskar, Mısır’ın üyelikleri askıya alındı) 22 Arap ülkesi, 13.868.171 Km2 ve toplam 333.379.716 nüfusuyla (2006 yılı) Arap Birliğini 1945 yılından günümüze kadar büyüyerek sürdürebilmişse, Büyük Okyanus’a kıyısı olan 21 ülke Asya Pasifik Ekonomik İşbirliğini (APEC) oluşturabilmişse, Tarihi kökleri Sadabat Paktı’na uzanan 1985 Yılında Türkiye, İran ve Pakistan tarafından kurulan Kalkınma İçin Bölgesel İşbirliği Örgütü , bugün 11 üyesiyle (KKTC Gözlemci) Ekonomik İşbirliği Teşkilatı haline dönüşebilmişse, Türk dil ailesine ait dilleri konuşan Türk nüfusuna sahip ülkeler ve topluluklar tarafından 1993 yılında Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) hayata geçirilebilmişse, bu cümlelerden hareketle, TÜRK BİRLİĞİ neden olmasın? TÜRK BİRLİĞİ neden kurulmasın?

Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılmasının ardından Kafkaslar’da Azerbaycan, Orta Asya’da Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan bağımsızlıklarını kazanarak milli devletlerini kurmuşlardır. “Adriyatik’ten, Çin Seddine” Türk Dünyası ortaya çıkmış, Türk Birliği’ne bir adım daha yaklaşılmıştı. Dönemin siyasetçileri, fikir adamları, ak sakallıları, iş adamları kısaca tüm Türk Dünyası korkusuzca, çekinmeden yüksek sesle Türk Birliği’nin temel taşlarının artık atılması gerektiği konusunda fikir birliği içine girmişken, ne yazık ki, yeni bağımsızlıklarını kazanan Türk Devletleri’ni yönetenlerin ürkek ve mesafeli tutumu, Türkiye’yi yönetenlerin basiretsizliği, Türk Birliği’nin kurulmasındaki en büyük engel olarak ortaya çıkmıştır. 

Eğer 1990’lı yılların başında, devlet adamlarımız, yöneticilerimiz, siyasetçilerimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün şu söylemini hayatlarında bir kere bile okumuş olsaydı, belki de bugün Türk Birliği’nin kurulması için çok büyük ve anlamlı mesafe alınmış olurdu.

ATATÜRK Diyorki:

‘‘Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İste o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür… İnanç bir köprüdür… Tarih bir köprüdür… Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir.

Ben her seyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği’ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk’ün varlığı, bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecektir.

O halde, Türkçülüğü, Kızılelma’yı, Turan Ülküsünü, Türk Birliğini, savunmak, eğilmeden, bükülmeden, eğmeden, bükmeden, ürke ürke, korka korka değil, göğsünü gere gere, doğru bildiğini çekinmeden, korkmadan, yiğitçe, civanmert bir şekilde, Türk oğlu Türk’üm diyebilen her TÜRK ferdinin görevidir.

“Ne Mutlu, TÜRK’üm Diyene.”


Cemil Aydın
(E) J.Kurmay Albay
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.