GÜNÜN YAZISI:
YENİ PARTİ GEREKLİ Mİ? Hakkı Şafakses'den yeni yazı dizisi...

 

            AK Partinin siyasi kadroları ile Genel Başkanının  "Halkın yarısı bizim yanımızda yer alsa yeter."  politik stratejisi ile halkın diğer yarısına karşı dışlayıcı ve rencide edici söylemleri  millet bütünlüğünde büyük bir fay hattı oluşturdu. Ve bugüne kadar bu oy hesabına dayalı strateji sürekli olarak şuurlu bir gerginlik taktiği ile birlikte at başı yürütüldü. Bu durumda AK Parti  stratejisinin tabii sonucu olarak dışlanan ve hedef olarak görülen halk ve AK Partinin bu sert stratejisinden ürken bir kısım AKP seçmeni ve  ülkede gelecek endişesi duyan partisiz vatandaşlar hep birlikte siyasi çözüm arayışlarına ciddi olarak kulak kabartmaya başladılar.  

 

            AKP'nin bu dışlayıcı ve gerginliğe dayalı bir taktikle uyguladığı taraftarını kemikleştirme yoluyla bir arada tutma stratejisi artık ters tepmeye başladı. AKP içinde de bu çizgi ciddi çatlaklar oluşturdu. Metal yorulması aslında metal kırılmaları ve çatlamaları gibi gözüküyor. Mevcut muhalefet partilerinin hiçbirisinin gerek ideolojik kesitleri gerekse oy tabanları dolayısı ile "tek cephede"  birleşerek, referandumda "hayır" diyen ve AKP iktidarının sonlanmasından yana olan seçmene ümit verememesi çözüm arayışlarında  “yeni partiyi" gündeme getirdi.

            Hepimizin ve kamuoyunun da yakından bildiği gibi Türkiye’de etkin, güçlü, yaygın  ve örgütlenme kabiliyeti yüksek en heyecanlı kesimi ülkücüler ve ülkücü harekettir. MHP'de beklenenin ve bilinenin  tam aksi  yanlış bir siyaset çizgisini kabul etmeyen  ve son olağanüstü kongre sürecinde dışlanmanın ötesinde tahkir edilen bazı genel başkan adaylarının öncülüğünde "yeni parti" hazırlıklarının  tamamlanmak üzere olduğu artık bilinmektedir.

            Türkiye’de mevcut siyasal yapının  "tek adam" rejimine doğru hızla  sürüklendiği bu dönemde, "ülkücülerin" ümit ve önderliğinde, halkta dikkat çekecek kadar sempatik bir ilgi oluşturan "partileşme" çabaları elbette "ülkücü hareketin" gücünü göstermesi bakımından çok çok önemlidir.

 

            Gelinen noktada süreci kısaca özetleyelim:

 

            1 Kasım 2015 seçimlerinde, 5 ay önce yapılan seçime göre 80 milletvekilinin yarısını  kaybeden ve AKP'yi tek başına tekrar iktidara getiren Bahçeli ve merkez yönetimine karşı MHP teşkilatlarında ve tabanında çok sert muhalefet rüzgârları esmeye başlamıştı. Artık tartışılmasının anlamsız ve faydasız olduğu sebeplerden ötürü bir olağanüstü kongrenin gerçekleşmesi fırsatı maalesef ki kaçırıldı.

            Bahçeli’nin AK Parti destekli siyaseti sonuçta hukuk yollarının da neticesiz kalmasına sebep oldu. Sonrasında 15 Temmuz hain darbe girişiminin gündemdeki ağırlığı, MHP’de Bahçeli ve ekibine yeni tasfiyeler ile partideki konumlarını kontrollü kongreler ile sağlamlaştırma fırsatını da sağlamış oldu.

 

            MHP'de siyaset yolları tıkanan ve uzun yıllar parlamentoda bulunma fırsatını bulmuş olan MHP genel başkan adayları ve MHP teşkilatından ihraç edilen ve ihraçlara isyan ederek istifalar yoluyla ayrılan MHP'liler yeni parti için yola çıkmış oldular.

Bu noktada hayırlı olsun diyelim ve konunun  özü üzerine düşüncelerimizi  ifade etmeye çalışalım. Kurulacak parti AKP karşıtı muhalefet cephesinde yer alan ve parlamentoda grubu olan üç partiye ilave dördüncü parti olacaktır. Ve Bahçelinin 2015 seçimleri sonrası "5. parti parlamentoda yakında yerini alır" tahmini de geç de olsa gerçekleşmiş olacaktır. Her ne kadar Bahçeli bu tahminini Gül'e güvenerek söylemiş olsa da onun cesaret edemediğine kendi dışladığı ve elleri ile parlamentoya taşıdığı isimler cesaret edecek, onun sözünü ve tahminini doğrulamış olacaklardır.

 

            16 Nisan referandumuyla değişen Türkiye’nin yeni yönetim biçimi halkımızın büyük çoğunluğunda ciddi şüpheler ve gelecek endişesi yarattı. Cevap bekleyen soru şu:  Yaklaşan, "tek adam" rejimi tehdidini yeni parti dahil  partilerden birisi ile ya da aslında çürütülen partiler sistemi üzerinden önleyebilir miyiz? AK Parti ve Erdoğan karşıtı muhalefet cephesi,  yani AKP'nin muhtemel oyu ile başa baş  oy  alabilecek potansiyele sahip "Hayır" bloğu  bir partinin amblemi altında toplanabilir mi?

 

            Sağ seçmen kitlesinde AKP'den ve sosyal demokrat kitledeki CHP'den ciddi parçaları koparacak MHP’den ayrılanların öncü olduğu milliyetçi odaklı ve kadrolu bir kitle partisi  "yeni sistemin" sürpriz galibi olabilir mi? Sosyolojik ve psikolojik faktörlerin öncülüğünde  "zamanın ruhunu" yakalayarak  böyle bir ihtimalin gerçekleşme yüzdesi matematik olarak kaçtır?

            Sonuçta bu ihtimal yüzdesi ne kadar olursa olsun vardır ve tartışma konusu olsa da bazı arkadaşlarımız buna inandıklarını ve bunu denemekten başka bir yol kalmadığını ifade etmektedirler. Elbette "yeni parti" heyecanı ile hedefe kilitlenen arkadaşlar arasında makam ve mevki hesabı yapmaksızın bu ihtimalin samimi olarak gerçekleşeceğine inananlar mevcuttur.

 

            Ben bu noktada Nasrettin Hoca misali tersten "ya bu tahmin tutmazsa" sonuç ne olur  ve alınan risk eğer başka bir imkân ve kabiliyetin olmadığı  çaresizliği ile alınıyorsa hipotez doğru kurulmuş olur mu acaba diyorum. Tek doğru bu yol mu dedikten sonra bu noktada hepimizin bildiği bir gerçeği tekrar hatırlamakta fayda var.

 

            Türkiye’de 1999 yılından itibaren başta siyasi partiler, devlet kurumları  ve sivil toplum örgütleri Türk milletinin gözünde yavaş yavaş ve sistemli olarak itibarsızlaştırma yoluyla güvenilmezlik çizgisine sürüklendiler.

Türk milletine yönelik bu çok ciddi, planlı ve sinsi casusluk faaliyetleri bugüne kadar başarı ile yönetilmiştir. Geldiğimiz noktaya ve anketlere bakılınca da bu planın başarılı olduğu görülmektedir. Bugün halkın gözünde güvenilirliği %25'i geçen ne bir devlet kurumu ne de siyasi bir sivil toplum yapılanması kalmıştır.

            En umutsuz ve çaresiz günlerimizde terör, ekonomik ve siyasi istikrarsızlıktan bunaldığımız zamanlarda bile  güvenilirliği  %80’leri bulan Türk Silahlı Kuvvetleri bugün hangi güvenilirlik yüzdesinin sahibidir? Ya Adalet, hukuk ve mahkemeler? Medyayı sormaya gerek var mı, eğitim, polis, spor kulüpleri, sivil toplum örgütleri ve muhteşem(!) siyasi partilerimiz?

 

            Bir  devlet, şemsiyesi altındaki resmî ve sivil müesseselerin ve unsurlarının, halkının gözündeki güvenilirliği ölçüsünde  güçlü ve büyüktür. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bugün halkının gözünde güvenirliliği %25'i geçmeyen kurum ve müesseseleri ile ringdeki nakavt öncesi  groki   durumuna girmek üzere olan ve ayakta sallanan boksör durumundadır.

 

Türk milleti bu "resmi" çözüm yollarını düşünerek izlemeye devam ediyor.

 

            Kurumların güven kaybettiği ve çürümeye başladığı bir süreçte, milletin önüne biz "yeni bir parti kuruyoruz, bize güvenin" diyerek yola çıkmak ne kadar  inandırıcı olacaktır? Bu partinin  vitrininde parlamentoda yıllarca koltuk sahibi olmuş ve görev yapmış eski yüzleri bir kurtarıcı ve kahraman gibi milletin önüne koymak ne kadar doğru bir adımdır? Her müessese içindekilerle birlikte çürürken biz "bizimkilerin"  sağlam kaldığına halkı nasıl inandıracağız? Zaten yeni "yönetim sistemi", yani "Cumhurbaşkanlığı sistemi" aslında bu güven kaybetmiş ve çürümüş sistemin sonucunda gelişen olaylar sonucu yakalanan bir fırsatla halka kabul ettirilmiştir.

 

            Kavramsal olarak  "partilerin" ,kurumsal kimlikleri üzerinden çürütülen bir sistemin araç ve mekanizmaları ile yani "parti" yoluyla önümüzdeki sorunu  çözebilir miyiz

  ve "yeni sistemin tuzağını " bozabilir miyiz? Bu sebeple ben; parlamenter sistemin araç ve mekanizmaları ile çürütüldüğüne inandığım için önümüze konan çözüm yolunun bir kurtuluş yolu değil bir vakit kaybının ötesinde çıkmaz sokak ve "hayır"  cephesinde biriken potansiyelin dağıtılmasına sebep olacak yanlış bir strateji olarak görüyorum.

 

            En son varabileceği en iyi şartlardaki nihai netice; ülkenin önündeki gelecek endişesini çözemez ama MHP seçmenini bölerek diğer "hayır" cephesinden de yeni bir parçayı alarak barajı aşar, ihtimaldir MHP'nin baraja takılmasına sebep olur ve MHP'nin vekilleri yerine, içinde ülkücü isimlerin de olduğu 60-80 kişilik grubu TBMM'ye sokmayı başarır.

 

            TBMM üyelerini ayrı seçeceğiz, başkanı ayrı seçeceğiz. Dar bölge mi, daraltılmış bölge mi ya da mevcut seçim sistemi ile mi seçim yapılacak henüz belli değil. Fakat hangi sistemle yapılırsa yapılsın TBMM üyeleri içinden eğer 301 ve üzeri üye  "başkanın" partisinden olursa "tek adam" rejiminin önünde hiçbir demokratik denetim mekanizması kalmamış olacaktır.

            Dikkat ederseniz burada kişilerden değil, sistemden bahsediyoruz. Konu kimin başkan olması, olmaması değil. Konu kim başkan olursa olsun Türkiye Büyük Millet Meclisindeki vekillerin, başkanın ya da partiler kanununun diktatör yaptığı parti genel başkanlarının emir erleri  değil milletin vekilleri olması  konusudur.

            Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin meclisi olursa kanun çıkarma ve denetleme yetkisi millette olacak. Yeni sistem meclisten "yürütmeyi" yani bakanları çıkarmıyor. Başkanın her dediğini partisi kanalıyla onaylayan bir meclisin hiçbir saygınlığı kalmayacaktır. Böyle bir mecliste muhalefetin de hiçbir fonksiyonu ve ağırlığı olmayacaktır. Başkanını seçen halkın, başkanı ve bugünkü hükümetin yerine görev yapacak olan atanmış görevlileri denetleyebilmesi ancak ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisine sadece, kendisini seçen halka karşı sorumlu vekilleri göndermesi ile mümkündür.

            Eski sistemde parti liderlerinin gücü başbakan ya da koalisyon yoluyla hükümet olunursa başbakan yardımcısı olması; vekillerinde bakan olması ya da bakanı olan partinin vekili olmasından kaynaklanıyordu. Artık yeni sistemde bunların hiçbiri yok. Binali İzmir’de müstakbel başbakan veya Çavuşoğlu Antalya’da yeniden dışişleri bakanı adayı olarak milletin önüne çıkamayacak. Sade bir milletvekili olmak  ve sadece Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa onun emrinde bir vekil olarak görev yapmak için halktan oy isteyecek.

            Başkanı seçemeyen partinin de zaten 5 yıl sonra yapılacak seçime kadar kapısı birçok il ilçede açılmayacak, odaları örümcek tutacak ( bu iddiamı bir yere yazın tutmazsa yüzüme vurun ).Yeni sistemde illaki bir partinin başkanını başkan yapmak için yola çıkmak, "sizinki olmaz, bizimki olur"  demek ya da "kesin biz birici parti olmazsak ikinci olsak bile mecburen muhalefeti temsil ettiğimiz  için Erdoğan’a karşılık biz ikinci turu alırız"  hesapları ciddi risktir. Ve tersi yani ikinci siz olmaz iseniz, diğer muhalefet adayı ikinci tura kalırsa size oy verenler farklı tercihlerde bulunabilirler.

 

            Yeni sistemin çarpıklılarının ve gerçek başkanlık sisteminde yargı, yasama ve yürütmenin kuvvetler ayrılığı ilkesinde yeniden güçlendirilmesinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin elinden alınan güçlü yetkilerin ( savaş, denetim, bütçe vb. ) tekrar TBMM'nin eline geçmesinin tek yolu Türk milletinin Meclisine direkt, aracısız her seçim çevresinde kendisinin özgür iradesi ile belirlediği cesur yürekleri  seçmesi ile ancak mümkündür.

 

            Kurumlar ve müesseseler itibarsızlaştırılabilir. Güvenilmez duruma düşürülebilir.

Bu plan çerçevesinde Türk Devleti kaos yoluyla zayıflatılabilir. Türk milletinin morali bozularak kafası karıştırılabilir. Türk milleti çürütülen, yönlendirilebilen partiler üzerinden çaresiz ve ümitsiz bırakılabilir. İşler bu noktaya hızla geldiğinde Türk milleti için tek çıkış yolu aracısız, iradesini Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edecek cesur ve bağımsız yürekleri bulmaktan ve seçmekten geçmektedir.

1920'de olduğu gibi !

           

            Nasıl derseniz onu da gelecek yazıda tartışalım.

 

 

            Hakkı Şafak SES

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

MHP'DE 10 VEKİL İSTİFA MI EDİYOR?

Haberi Oku