GÜNÜN YAZISI:
TÜRK MİLLETİNİN GERÇEK  'BEKA”  SORUNU! Hakkı Şafak Ses yazdı...
 “Beka” kelimesinin  sözlük anlamının “devamlılık, kalıcılık, sonsuzluk” olduğunu biliyoruz.

Son günlerde “beka” kelimesi siyasi nutukların vazgeçilmez kelimeleri arasına girdi. İktidar ve iktidar ile siyasi ittifak kuran  muhalefet, birlikteliklerini “ülkenin beka “  sorunu yaşadığı gerekçesiyle savunuyorlar.

 

                CYS’ye (Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemi) geçme gerekçesi, KHK’ler, AFRİN ile başlayan ve artık devam edeceği ve yeni cephelerle yayılacağı görülen “Güney Sınırlarımızın Güvenliği” savaşı ve ülke yönetiminde alınan hızlı ve otoriter kararların hepsi ortak paydada birleştiriliyor ve gerekçelendiriliyor: Ülkemiz “beka” sorunu ile karşı karşıya!

 

                 AK Parti ile ona kayıtsız şartsız destek veren MHP’nin “beka”  sorunu olarak gördüğü olayların ve  gelişmelerin  hepsi “terör ve terör destekçisi devletlerin” ülkemizin başına sardığı “akut” tehdit ve tehlikelerdir. Bilirsiniz tıp’ta hastalıklar iki ana başlıkta toplanır. Birinci başlık “Akut hastalıklar” diğeri ise “Kronik rahatsızlıklar”dır.

                Akut hastalıklar yüksek ateş, ağrı, ani baş dönmeleri, kalp krizi, her türlü kırık ve çıkık, yaralanmalar, apandisit, safra kesesi rahatsızlıkları vb. belirtileri fiziksel ve biyolojik olarak hemen herkesin ve her hastanın fark edip göreceği ve hemen doktora,  hastaneye koşacağı türden hastalıklardır. Çoğunlukla ilaç ve cerrahi operasyonlar ile tedavi edilebilir ve müdahalesi hemen yapılabilir. Genelliklede başarılı sonuçlar alınabilen tıbbi rahatsızlıklardır. İşte vekalet savaşları ile ortaya çıkan ve fiziksel saldırı ile terörü metot olarak kullanan örgütler, aynen bu akut seyirle ortaya çıkan hastalıklar gibidir. Herkes  tarafından bilinip görülebilen saldırılar yaparlar, zarar verirler. Arkalarında bulunan devletlerin hedefleri ve planları doğrultusunda tahribatları büyük olur ve kısa vadede önü alınmazsa  “beka” sorunu olarak ciddi tehdit unsuru hâline gelirler. Fakat acaba “devamlılık ve kalıcılık “ anlamında bir ülkenin varlığına yani “ bekasına” yönelik gerçek tehdit bu “akut terör” odakları mıdır, yoksa bir başka  “kronik ve sinsi terör odakları var mıdır ?

 

                Kronik hastalıklar demiştik.

                Toplum sağlığını topyekûn tehdit eden ve hızla yayılan ve bir türlü tedavi edilemeyen hastalıklar bu başlık altında toplanır. Bu hastalıklar “küresel sağlık sömürü çetesinin”  en büyük gelir kaynağını oluşturur. Şeker, böbrek yetmezliği, tansiyon, MS, her türlü romatizma, sedef, kalp ve damar hastalıkları, depresyon, kanser, kısırlık, alerji vb. İmmün sistemi(Bağışıklık) bozukluk ya da zayıflıklarının sebep olduğu hastalıkların tümü “kronik hastalıklardır”. Bugün ülkemiz başta olmak üzere tüm insanlığın başının belası ve hükümetlerin sağlık harcamaları ile bütçelerini çökerten yaygın hastalıklar bu başlık altında  yer alır.

 

                Ademoğlunun neslini yok edecek bir seyirle tüm insanlığı sarmaktadır. Bu hastalıkların sebebi; siyasi iktidarların  “gıda, tarım ve sağlık” politikalarındaki eksiklikleri, yanlışlıkları, gafletleri, ufuksuzlukları ve de maalesef ki siyasi gücü ellerinde tutmak için “küresel güç odakları ile yaptıkları çirkin ve ihanete varan iş birlikleridir ki bir milletin gerçek “beka“ sorununun ta kendisi işte budur.

 

                Görünür terörü ve tehdidi “beka sorunu“ olarak görerek  ve ifade ederek  “milletin birliği” ve güvenlik güçlerinizin cesur ve fedakâr karşı koyuşları ile önleyebilirsiniz. Fakat gerçek  “ beka” sorunu olarak önümüzde dağ gibi büyüyen ve gelecek nesillerimizi tehdit eden,  “gıda, tarım ve sağlık “ politikalarındaki; Dünya Bankası, IMF, AB uyum süreci, Dünya Ticaret Örgütü, BM Fonlarının, FAO’nun ve benzer küresel çetelerin dayatma ve yaptırımlarının sebeb olduğu tehditi görmüyor, gündeme getirmiyor ve bir çözüm stratejisi ortaya koymuyorsanız aslında bizzat “sizin yönetiminizin”  kendisi  “bir beka sorunu “ hâline gelir?

Bir milletin topyekûn  hastalandırılarak çöküşünü  nasıl olur da gerçek  bir “beka “ sorunu olarak göremezsiniz? Ülkenin tarımı çöküyor! Yaptığınız hastaneler hastalara yetmiyor. Yoğun bakım üniteleri tıklım tıklım dolu.

                Açtığınız ve sayıları yüzlere varan tıp fakülteleri ihtiyacı karşılayamıyor. Bütçenizden çıkan sağlık harcamaları, her yıl katlayan ölçekte dev rakamlarla ifade ediliyor. Her gün yeni kronik hastalıkların isimlerini duyuyoruz. Millet kitleler hâlinde niçin hızla hastalanıyor? Bir iktidarın öncelikli sorumluluğu sağlık politikalarında vatandaşlarının hastalanmasını önlemek değil midir?

Hastalanan insan sayısına,  hastane, ilaç yetiştirmek önemli bir görev. Fakat hastalıklara sebep olan unsurları serbest bırakıp görmezlikten gelmek, gerekli tedbirleri almamak ya da fark etmemek kimin omuzlarındaki vebaldir? Bu duyarsızlığın bir adım ötesi  ilaç ve sağlık sektöründeki küresel güçlerin dolaylı ve gaflet içinde iş birlikçisi durumuna düşmek değil midir?

 

                Mercimek, nohut, fasulye ihraç eden ülke iken, ithal eden ülke konumuna düştük. Köyleri boşalttık. Köylerde önce okulları kapattık. Öğretmeni köyden kovduk. İstiklal Marşı’nı okunmaz kıldığımız köylerde, köylümüzü köyünde önce  geçinemez hâle getirdik. Sonra şehirlerin kenar mahallelerinde sağlıksız koşullarda yaşayan ucuz iş gücü amelelerine çevirdik.

Bir ineğin bakımını, sağımını; toprağı ne zaman ekip biçeceğini bilen, arıdan, tavuktan, sebzeden anlayan ve bu işleri yüzyıllardır atadan dededen bilen, traktörü, pulluğu, diskaroyu kullanan “köy nüfusunu”, aç ve çaresiz bırakarak şehirlere zorunlu göçe zorladık. Devletin 1 TL harcamadan köyde üretim için atalarının eğittiği, “köy ve köyde üretim bilgisi” sahibi insanların hepsini bir günde cahil yaparak şehirlerin kenar mahallelerinde vasıfsız iş gücü hâline getirdik. Ya da uluslararası yaptırım güçleri ile Türk tarımından koparıp yabancıların kendi şirketlerinin malı hâline getirdikleri, sattığımız yüzde yüz millî tarım işletmelerimizde asgari ücretli modern köleler hâline geldiler.

                Köyden şehirlere göç yüzünden şehirlerin hizmet talebini arttırdık. Şehirlerin altyapılarına milyarlarca lira harcamak zorunda kaldık. Sosyal, psikolojik sorunların bolca üreyeceği sağlıksız yerleşim bölgelerinin oluşmasına sebep olduk. Hasta ve hastalık üreten gettoları ürettik.

 

IMF öyle istedi çünkü.

 

Talimat verdi:  “köylü nüfusunuzu” şuradan şuraya indireceksiniz. Üretim desteklerini kaldıracaksınız.

 

Sonuç ortada.

Bitkisel üretim yeterli değil.

Hayvancılık can çekişiyor.

Gıda girdileri yabancı tekellerin eline geçti. Şeker pancarı ekim alanları sınırlandı.

Dünyanın en kaliteli tütününü üreten ihraç eden ülke iken, en kötü tütünü ithal edip halkına içiren ülke olduk. 350 milyon dolarlık tütün ihraç ederken, 850 milyon dolarlık,  kötü tütünle ve kimyasal katkılarla üretilen zehirli sigaraları ithal eden bir ülke olduk.

 

                Kanser ve diyabetin sebep olduğu,   (Hem de ABD ve AB ülkelerinde yapılan yüzlerce   araştırmayla ilan edilen)  mısır şurubu  piyasasının önünü açmakla kalmadık, yabancı şirketlerin emrine verdik.

 

                Bir de  kronik hastalıklarının baş sebebi “ gıda terörünün teröristleri”  olan gıda katkı maddelerinin ithaline izin vererek onlarla hazırlanan yiyecekleri zincir marketlerin raflarına dizdik. Kronik zehirlenmelere sebep olan bu katkı maddeleri ile üretilen yiyecekleri yeterli ve güvenli beslenmeyen halkımızın  mutfaklarına kadar soktuk.

                PKK, elindeki silahla kaç insanımızın böbreklerini tek tek vurabilir? Bin, beş bin, elli bin ?

Nüfusumuzun %15’i böbrek hastası. Yani 12 milyon kişi. 100 binin üzerinde diyaliz hastamız var. Bu sayılara son 10-15 yılda kaybettiğimiz böbrek hastalarımız dahil değil.

Ya diyabet, kanser, MS, beyin özürlü doğumlar, kısırlık!

Sizleri hastalık sayısı ve istatistiklerine boğmak istemem. Hemen herkes ufak bir araştırma ile Google’a sorunca dehşete düşecek kadar bilgiye ulaşabilir.

 

Bu yazının  konusu  “gerçek beka “ sorunu nedir idi.

 

                 ABD  parasını ödediğimiz ve “güya NATO müttefiki olduğumuz hâlde füze sistemlerini bize vermedi, fakat PKK,PYD ve YPG’ye verdi” diye her gün şikayet ediyorsunuz. Yasaklayın daha üç ay önce dünyada bir benzeri görülmemiş oranda katkı oranını %15’e çıkardığınız “mısır şurubunu”, sıkın CARGİL’İN boğazını görün o zaman ABD’de çıkacak fırtınayı.

 

                Yasaklayın GDO’lu yem girdisi soya, mısır ithalatını görün o zaman küresel çetenin bağırtısını.

Yasaklayın gıda terörünün ajanlarını yani, “tatlandırıcıları, kıvam arttırıcıları, renklendiricileri, lezzet arttırıcıları ve gıda koruyucularını” ve kapatın o malum Gebze’deki ABD şirketini görün o zaman “beka savaşına karşı ABD ve AB’ın nasıl çıldıracağını.

 

                Millet aç mı kalır? Gıda  sektörü çöker, ekonomi durur, işsizlik artar diye sizi kim korkutursa sakın inanmayın.Her şeyin aritmetiği, mühendisliği var.

Kimse pasta, çikilota, gofret yemezse ölmez.

Katkılı yoğurt (!), UHT’li süt içmez ise krize girmez!

Siz hele ilk adımı iktidar olarak atın bu “gerçek beka” sorununu gündeme getirip bir  ucundan tedbirleri almaya başlayın bakın görün o zaman gerçek “tehlike” neymiş !

 

                Türkiye, tarımdaki ABD ve AB zincirlerini kırmadıktan sonra  Türk tarımını ayağa kaldıramaz! IMF‘den kredi almıyoruz, borcumuz yok demek elbet övünülecek bir söylem. Fakat IMF direktifleri ile tarıma ve köye vurulan zincirler hâlen yürürlükte. Bunlar kırılmadıkça esas tuzak bozulmuş olmaz.

Gerçek “beka sorunu”  “Tarım, Gıda ve Sağlık” sektöründedir.

Nüfusunun çoğunluğu hasta, hastanesiz ve ilaçsız yaşayamayan, kısırlık dolayısıyla nesli kesilen “ebter” bir millet olma tehlikesi artık bir tahmin değil, gittikçe gerçekleşen bir “beka“ sorunu olarak karşımızda durmaktadır.

 

                Bu üç sektör acilen “Güvenlik Öncelikli “ sektörler olarak  “Devlet Politikası” hâlinde masaya yatırılmalı ve “serbest piyasa ekonomisi” tezgâhından, tuzağından kurtarılmalıdır. Karşımızdaki bu “gerçek beka”  “tehditi“;   “piyasa ekonomisi”, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” gibi “küresel sömürü kartellerinin” güya iktisadi yalanları ile asla önlenemez!

 

Çok bir şey yapmanıza ve karmaşık planlar kurmanıza gerek yok.

Küresel çetenin zincirlerini kırın!

Amerika’nın, Fransa’nın, Almanya’nın, Hollanda’nın çiftçisine, tarımsal üretimine nasıl destek verdiğine ve onları  koruduğuna ve de bu yaptıklarına bağımsızlık ve güvenlik gerekçesi ile nasıl politik bir yaklaşımda bulunduğuna bir bakın!

Sonra oturun düşünün. Dünyada rakipsiz ve tek üreticisi olduğumuz fındığın gerçek piyasa kârının  tümünü bir İtalyan’a nasıl kaptırdığımızı. Mercimeğin genetik vatanı Anadolu iken, Kanada’dan, anası, babası bizim olan binlerce ton mercimeği niçin ithal etmek mecburiyetinde kaldığımızı.

 

Çözüm ne diye sorarsanız ben de çok yazık, madem bilmiyorsunuz ne işiniz var o koltuklarda derim.

 

İktidar, muhalefet bu sorumun ortak muhatabıdır.

 

Gerçek “beka sorununa” çözümünüz nedir?

Hanginiz parti programında bu gerçek “beka sorunundan” bahsediyor ve bilinen, söylenen klasik siyasi vaat cümlelerinden farklı “devrim” niteliğinde tekliflerde bulunuyorsunuz?

                “ABD, AB ve onların, “ dünya stratejik tarım gücünü” ellerine geçirmesi için ahtapotun kolları gibi çalışan Dünya Bankası, IMF, FAO vb. örgüt ve yapıların yaptıklarına karşı hanginizin hangi sözünüz, reddiyeniz ve teklifiniz var? Tabii önce bu sorunun varlığını kabul ediyor musunuz onu bilmemiz lazım.

 

Gelecek yazılarımız da sorunun derinliği ve çözümün adımları üzerine yazmaya devam edeceğiz  inşallah.

 

                                                                                                                                                             Hakkı Şafak SES

 

 

 

 

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
ömer 4 ay önce

memleketin esas sorununu gösteren çok güzel bir yazı olmuş ellerinize sağlık.fakat bunlara kulak veren bir yiğit varmı yok maalesef.

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Celal Adan'a "FETÖ" Soruları...

Haberi Oku