GÜNÜN YAZISI:
Devlet Bahçeli ile ortak yönlerimiz
  MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ile tanışıklığımız ve dostluğumuz Hacettepe Üniversitesi'nde tahsile başladığım 1982 yılında başladı. Onunla Necatibey Caddesi'ndeki MAYAŞ Yayın şirketinde tanışmıştık. MAYAŞ kitap ve dergiler basan ve dağıtan bir şirketti.

Rahmetli Ali Güngör, Yazar Alper Aksoy, Taha Akyol, Bahattin Ergezer ve Devlet Bahçeli... Devlet Bey haricindekiler şirketin ortakları mıydılar yoksa yazı heyetinde miydiler tam hatırlamıyorum. Devlet Bey şirketin en büyük hissedarıydı sanırım. MAYAŞ görünüşte bir yayın şirketi gibiydi ama asıl amaçları 12 Eylül'den kalan son ülkücü kırıntılarını toparlayıp Başbuğ'un siyasal mirasına sahip çıkmak veya el koymaktı.

Acaba Başbuğ Türkeş içeriden çıkana kadar onun yerine ortalığa çeki düzen mi vermek istiyorlardı yoksa bir daha siyasal arenada görünmez diye bir miras hesabı mı yapıyorlardı. Açıkçası niyetlerini tam anlayamadım.

Onlara paralel olarak 7-8 blok aşağıda, Muhafazakâr Parti Genel Merkezi'nde ve Bizim Ocak Dergisi'nde bir grup ülkücü daha Başbuğ'un siyasal mirasıyla ilgileniyor ve hareketin iplerini eline almaya çalışıyorlardı. Onlar da Muharrem Şemsek Grubu idi. Başbuğ'un yerine kim gelecek ya da boşluğu kim dolduracak hesapları iki grup arasında çatışmalara kadar varan sert bir rekabete yol açıyordu. Öyle ki, Şemsek grubundan bazı gençler Gazi Üniversitesi'nde Devlet Bahçeli'yi darp etmeye bile kalkışmışlardı. 01 LF diye başlayan meşhur beyaz Reno arabasının lastiklerini kesip kaportasına zarar bile vermişlerdi.

İki grup arasında çok zor günler yaşamıştım. Bu kavgada saf tutmadan iki tarafa da gidip geliyordum. Şener Şen'in "Neşeli Günler "filminde canlandırdığı Yalancı Ziya'nın haline düşmüştüm. İki taraf da karşı tarafa gittiğimi bilmiyordu. Nasıl ayırım yapayım ki, iki tarafta da çok sevdiğim can dostlarım vardı ve bunlar şimdi davanın bayrağını devralma ve hareketin kontrolünü ele geçirme hırsıyla birbirlerine düşmüşlerdi. Olan ne yazık ki, iki tarafı da kaybetmek ve kırmak istemeyen bana oluyordu.

Zaman Devlet Bahçeli'den yana işledi. Başbuğ vefat ettikten sonra karargâh ve kontrol tamamen Devlet Bey'in eline geçti. O günlerden beri hala hakimiyet onda...

Neyse, yazıyı iyice yaymadan sadede geleyim.

O yıllarda MAYAŞ'a çok takılıyordum. Hamle ve Töre dergilerini çıkarıyorlardı. Dergileri Nihat Genç ve Biçer Yıldırım diziyordu. Nihat o yıllarda karnını doyuracak ekmek parası kazanma derdinde. Bu nedenle düşünmeye başlayamadığından henüz düşünce üretemiyor, ona buna çakamıyordu. Kalemini şimdiki gibi kaleşnikof niyetine kullanmıyor daha... Daktilosu çok hızlıydı.

Elektronik daktiloyu ilk öğrenen kuşaktan olduğu için geceleri Milliyet gazetesinde dizgicilik yapıyor. Gazete bobinlerinin üzerinde yatıp kalkıyordu. Gündüzleri de Töre'de... Yazı diziyor. Ülkücülerin kült dergileri Hasret ve Genç Arkadaş kadrosundan gelmesine rağmen hiç bir siyasal hesabı yok. Kavgalara, rekabetlere ilgisiz... Henüz Başbuğ'u ve ülkücü hareketi eleştirmiyor. O işi bir kaç yıl sonra Hakan Albayrak ile Sakarya Caddesi'ndeki entellerin bir kahvesinde kanka olduktan sonra yapmaya başlayacak... Dizgicilik yapıyor ama arada bir, şimdi bir İletişim Fakültesi'nde dekan olan bir şahısla çeşitli araştırma dosyaları hazırlıyorlar. Çok emek harcanan zor dosyalardı bunlar. Zevkle okunuyorlardı.

Ben MAYAŞ'a parasızlık yüzünden takılmaya başlamıştım. Memleketten beş kuruş gelmiyordu. Gurbet hayatım bu yüzden çok zor geçiyordu. MAYAŞ'ta Töre dergilerini poşetleyip abonelere ulaştırılması için bu sıralarda Kırgızistan'da olan Gencehan TUNAY ile birlikte Mithatpaşa Postanesi'ne götürüyorduk. Derginin binlerce abonesi vardı. Bu nedenle matbaadan postaneye kadar çok zahmetli işleri vardı. Bu işlere yardım etmek karşılığında rahmetli Ali Güngör arada bir bize cep harçlığı verirdi.

Devlet Bey de o günlerde bana cömertçe davranarak maddî yönden çok yardımcı olmuştur. 1986 yılında üniversiteden mezun olana kadar Devlet Bey ile samimi dostluğumuz yoğun bir şekilde sürmüştür. Ancak sonraki yıllarda siyasal süreç içine girince eskisi kadar olmasa da irtibatımız sürdü. Onu makamında ziyaret ederek çayını içmeye, hoş sohbetler etmeye devam ettim.

Araya 57. hükümet girince ve etrafı korumalarla ve parti görevlileriyle kuşatılınca ona ulaşmam çok zorlaştığı için temaslarım haliyle çok azaldı. Ancak Devlet Bey hiç ummadığım anlarda telefonla bana ulaşarak halimi sağlığımı sormaya devam etmektedir. Siyasetten ve siyasetçilerden hiç hoşlanmadığımı, siyasetin cinsel sağlığı bozduğuna, erken boşalma, sertleşememe ve iktidarsızlık sorunlarına yol açtığına inandığımı bile bile sırf bana takılmak ve bunları söyletip gülmek için, "Tuncer gel siyasete gir. Genel seçimde seni Isparta'dan birinci sıraya koyayım" diyerek takılır. Ben de; " Olmaz Sayın Başkanım. Almayayım" der, ardından da yukarıdaki sebepleri açıklayarak ona kimsenin attıramadığı kahkahaları attırırım.

Şimdi herkesten çok daha iyi tanıdığıma inandığım Sayın Devlet Bahçeli ile ortak özelliklerimizi sıralıyorum.

1- İkimiz de beyaz çorap giymekten çok nefret ediyoruz. Bu nedenle beyaz çorap giyenlerden hoşlanmıyoruz. Ülkücülerin beyaz çorap giymesine uyuz oluyoruz. Bu nefretin nedenlerini ikimiz de tam olarak bir türlü açıklayamıyoruz. İkimiz de acayip şekilde temizlik ve simetri hastasıyız. Öyle ki, birileri bizimle tokalaştığı zaman kirlenmişlik hissine kapılarak huzursuz oluyoruz. İlk fırsatta ellerimizi ıslak mendille ya da mikrop öldürücü jellerle temizliyoruz.

2- İkimiz de kalın taraklı ayakları olan, ayakları kokan, Zühtü topuklu ayakkabı giyen, pos ya da sarkık bıyıklı, burun içleri kıllı, kirli sakallı, elleri tespihli ülkücülerden hoşlanmıyoruz. Tespihi sadece takım elbiseye aksesuar olacak şekilde ya da camide görmeye tahammül edebiliyoruz. Sakal bırakan erkeklerden de hoşlanmıyoruz.

3- İkimiz de takım elbise giymekten hoşlanıyoruz. Devlet bey her zaman üzerine koyu lacivert ve 3 günlük periyodik bakımdan geçmiş takım elbise giyerken ben pijamalarımı takım olarak giyiyorum ve ben de üç günlük periyodik temizlik yaptırıyorum. Benim takımlar da koyu lacivert tabii ki...

4- İkimiz de çok ama çok mutsuzuz. İkimizin de suratı, genellikle sabahları aç karnına elma sirkesi içmiş gibi asık oluyor. Hayattan ve çevremizi saran insanlardan hiç keyif almıyor, onların etrafımızda olmalarından açıkçası pek hoşlanmıyoruz. Devlet Bey varlıktan ve zenginliğin keyfini nasıl çıkaracağını bilmediğinden mutsuz iken ben beş parasızlıktan ve her gün ertesi günü nasıl kurtaracağımı düşünmekten mutsuzum.

5- İkimiz de etrafımızda mutlu, kendisiyle ve toplumla barışık neşeli insanlar görmeye tahammül edemiyoruz. Bu nedenle nerede suratı asık, gözleri ve-l fecir okuyan, mutsuz, hayattan keyif almayan, çevresine mutluluk saçmayan, içine kapanık, gülmeyi, gülümsemeyi ve güldürmeyi unutmuş, hayata ve topluma küsmüş nemrut ve sıkıcı tip varsa onları dost ediniyor ve etrafımıza topluyoruz.

6- İkimiz de çok mutsuz olduğumuz için en çok Ferdi Tayfur'un şarkılarını dinliyoruz. Sıkı Ferdiciyiz yani... Tabii Sanat Müziği'nden türkülerden de sevdiklerimiz var. İkimiz de Ferdi'nin en çok "Bu şehrin Geceleri ve "Batan Güneş" adlı şarkılarını dinliyoruz.

7- İkimiz de etrafımızda genç ve güzel kadın görmekten hoşlanmıyoruz. İkimiz de aşka inanmıyoruz ve evlenmeye çok karşıyız. Bu hayatta gerçek aşk olmayacağına, tüm aşkların altı aydan fazla sürmeyeceğine inanıyoruz. Devlet Bey etrafının ve toplumun gazına gelmeyerek evlenmemeyi maharetle başardı ve sanırım mezara kadar da böyle gidecek. Ancak ben maalesef başaramadım. Evlenmek zorunda kaldım. Zira, babamın ve cemiyetin zorlaması olmasaydı ben de onun gibi evlenmeyecektim.

8- İkimiz de sorumluluktan, sorumluluk almaktan hoşlanmıyoruz. Birinci adam olmaktan, iktidara gelmekten çok korkuyor ve kaçınıyoruz. Hep ikinci adam olarak kalmak, ikinci, üçüncü konumda olmak işimize geliyor. Devlet Bey iktidara gelip yönetme sorumluluğu almaktan çok korkuyor ve nefret ediyor ben de apartman yöneticiliği seçiminde iktidarı almaktan... Sorumluluğu, yönetme işlerini başkaları alsın, ama biz hep kendi muhitimizdeki egemenliğimizi, ağalığımızı koruyalım istiyoruz. Bu çok kolayımıza ve işimize geliyor.

9- İkimiz de takım tutuyoruz. O koyu Beşiktaşlı ben ise Fenerbahçeli... İkimiz de akşam 19.00'dan sonra hemen evimize gitmek ve pijamalarımızı giyinip dış dünyadan uzaklaşmak istiyoruz. İkimiz de "Yetenek sizsiniz" "Güneş'in Kızları" ve Kurtlar Vadisi " gibi dizileri ve yarışmaları seyretmekten hoşlanıyoruz. Bu saatlerde hiç kimsenin bizi aramasını istemiyoruz. İkimiz de gazete ve dergi okumaktan, şaka yapmaktan, nükteden, gülmekten, güldürmekten, tiyatroya, sinemaya, operaya, manava, kasaba, pazara gitmekten, 47 derece sıcak havada dahi kravatsız ve takım elbisesiz dolaşmaktan, denize girmekten, gözlemeciye gitmekten, balık tutmaktan nefret ediyoruz.

10- İkimiz de evimize misafir gelmesinden, misafirliğe gitmekten, çocukları kucağımıza alıp sevmekten, tokalaşmaktan, hasta ve asker ziyaretlerinden hoşlanmıyoruz. Çok mecbur kalmadıkça dostlarımızın ya da şehitlerin cenazelerine, dost davetiyelerine, mevlüt yemeklerine gitmek ve taziye ziyaretleri yapmak da istemiyoruz. Yaylalara çıkmaktan, yayla şenliklerinden, şölen, düğün gibi gürültü üretici ortam ve etkinliklerden, yurt dışına çıkmaktan hiç hoşlanmıyoruz. İkimiz de uçaktan, genç ve güzel hosteslerin insanın içini ısıtan gülümsemelerinden hoşlanmıyoruz. Zorunlu olmadıkça uçağa binmemeye çalışıyoruz.
11- İkimizin de koleksiyon yapmaktan hoşlanıyoruz. Onun nostaljik araba koleksiyonu var. Benim ise pul...

Kısacası, Devlet Bey ile daha pek çok ortak yönümüz var ama hepsini sıralamaya gerek yok. Tabii, zıt taraflarımız da var. Onları da başka bir yazıya bıraktım.

Tuncer GÜNAY / Rotahaber
[email protected]
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Nurettin GÜN 2 yıl önce

sayın bahceli tuncer günay,a yazdım bazı gerçekleri tuncer beyden ögrenebilirsin.

Misafir Avatar
selim 2 yıl önce

yahu tamam anladık berbat karekterlersiniz de ,ülkücülükle işiniz ne ? düşün yakamızdan ne haliniz varsa görün...

Misafir Avatar
cengiz 2 yıl önce

sizden tam bir film senaryosu çıkar bari filmciler bir el atsa iyice gülsek

Misafir Avatar
Haydar Ezme 2 yıl önce

tuncer bey benim gibi kendi halinde birinden ne kadar genel başkan olursa bundan da o kadar olur, fazla bir şey beklemeyin demeğe getirmiş.. gayet haklı!

Misafir Avatar
bahadır Ercan 2 yıl önce

yani ikinizi toplasanız bir "adam" etmiyorsunuz. yazının kısa özeti bu galiba!

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

MHP'DE 10 VEKİL İSTİFA MI EDİYOR?

Haberi Oku