Hem öyle ‘’işte gidiyorum’’ şarkıları ile filan değil, gitmek istemediği halde bu dünyaya fazla görüldüğü için gitti.

   Kitlesel olarak umursamazlık bolluğunda, alamadığı her nefesi, her birimize ayrı ayrı haram ettiği o bollukta çırpına çırpına gitti. Kim kaç gece yas tutar, kim kaç sene gün sayar pek önemi yok artık ama vicdanlarımıza okkalı bir küfür savurup gitti.

   Adı mühim olmadı zaten hiç ‘’bir kadını öldürmüşler’’ diye konuşan insanlığı da kefeninin cebine koyup gitti.

  Dedim ya, öyle sessiz sedasız değil bu düzenin gelmişine geçmişine söve söve gitti.

‘’Gitmeseydi ne  olurdu’’ diye düşündüm, o hayasızca tekrarlayan senaryoları beynime, utancını boynuma asıp gitti..

  Senaryo değişmez dedim ya, bir kadının yorgunlukları olamaz mesela bu coğrafyada. Gidemez, terk edemez mutsuzluklarını. Olurda cesaret ederse böyle bir çekip gitmeye, erkek adam (!) sindiremez bunu.  Kadının bacak arasıdır ilk dökülüveren  ortalığa arsızca. Asla sorgulanmaz kadının yüreği. Bu gidişte illa ki bir bit yeniği aranır ama it yeniğinden paramparça olabilecek yüreği pek ihtimal dahilinde tutulmaz.

   Giden kadının yeri, duruşu, tavırları, statüsü çok önemli değildir.

   Bir zamanlar ablalıktan ağabeyliğe bile terfi ettirilen, ‘’kadın gibi kadın’’ olmanın erdemini hiçe sayanların ‘’erkek gibi kadın’’ cümlesiyle sürekli muhatap olup sözüm ona onurlandırılan o abla, o gidişle kadın oluverir hemen o topluluğun gözünde.

   Hesapsız cümlelerin kitapsız beyinleri, uçkurlarını ön planda tutarken yaptıkları fuhuş felsefesini bırakıp namusun müdafaasına geçerler ama genelde o müdafaanın ömrü de bir yatak muhabbetine kadardır. Sabah olduğunda ise namus şeref konusunda cümle kurmak için yetki sıralaması yapılsa son sırada bile olamayacak o güruh, aynı tonda nutuk atmaya devam eder. Yani demem o ki, yaratan elbette tam yaratmıştır yarattıklarını lakin işleyen demir ışıldar işlemeyen beyni de kuşa taksan ters uçar işte.

  Kadın, kocası onu her gece içip içip dövmüyorsa şükretmelidir. Olurda içip içip dövüyorsa bu defa da kocasının kendisini dövülmeye değer bulduğu için şükretmelidir. Aldatılan kadın ise ya yetersidir, ya aynaya bakmıyordur yahut kocasını elinde tutmayı öğrenememiş bir cahildir. Bu durumda da boşamayıp aldattığı için şükretmelidir. Namusu ve şerefi bir kadının bacak arasına hapsetmiş koca bir memleketin şükür tablosudur bu.

  Kadının erkeğin elinin kiri olduğu, kirlendiğinde kirletenin değil de kirletilenin fıtratına suçluluğun zorla monte edildiği ve ancak toprak altına girerse temize çıkacağına inanıldığı koca bir toplum.

   Bir babanın kendi kızına bile hallenme ihtimalinin televizyonlarda anlatıldığı ve bunun vebalin de yine o kızlara yüklendiği, bu hayasız cümleleri kuranların ise aydın sınıfında kabul görüldüğü bir memleket oldu burası. İslamlaşalım derken Araplaşan, Araplaşırken yaşadığı topraklara neden ANAdolu dendiğini bile unutan bu güruhu kusmaz mı günün birinde bir ANA gibi ANAdolu. Kusar efendiler kusar !
     O kadınlardan biri daha ölmeseydi ne olurdu biliyor musunuz ?
    Bu toprakların kadınlarının, aslında erkeklerinden daha mert olduğu gerçeği bir vücutta daha yaşardı. Namertçe öldürülmeseydi, Ölmeyip direnebilseydi. Terkettiği mutsuzluğu görmeyen ama ardından "namussuz kadınmış, kocası yalan mı söyleyecek " diye konuşan bir yığın düşünme engellinin önünden saçlarını savura savura geçip hepsine okkalı bir kahkaha atardı. Başını eğsin isteyen o uçkur düşkünlerine inat, "zaten beni boynuzluyordu, namusumu kirletiyordu" diyen zavallıya inat geriye bakıp özür dilerdi en şereflisinden, bir mahalle baskısına kurban ettiği o güzel yıllarının ardından..
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.