FLAŞ HABER
 Millet olma şuuruna ulaşmış insan topluluklarının muhtelif zamanlara mahsus, yaşadığı ortak veya benzer duygu ve davranış biçimleri vardır.

Milletler, hayatiyetlerini tehdit altında hissettikleri veya iyi yönetilmediklerine inandıkları dönemlerde milletlerin doğal korunma refleksi olan Varoluşçu (Egzistansiyel) milliyetçiliğin toplumda dalgalanmalar yarattığı görülür. Tehlikenin yakınlığı ve büyüklüğü nispetinde güçlenerek yükselişe geçen Varoluşçu milliyetçi duyguların yükselişi toplumda kaynaşmayı, dayanışmayı artıran ortak söylemler ve eylemler olarak tezahür eder.

 

Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar geçen zaman diliminde, kuruluş yıllarında İngiliz, Fransız, Rus kışkırtmalarıyla yaşanan isyanlar, yayılmacı Sovyet tehditleri, 1960’lı yıllarda Kıbrıs’ta Rumların yarattığı vahşet olayları, 1974 Kıbrıs çıkartması dâhil, yaşanan onca ekonomik ve sosyal krizler varoluşçu milliyetçiliği son sekiz, on yılda yükseldiği kadar yükseltmemiştir. Bu yükseliş, her gün meydanlarda pembe tablolar çizenlere, milliyetçiliği ayaklar altına alınan milletin inanmadığının, milletin başına belalar sarmakta ne denli mahir olduklarının tescilidir.

 

Burada şüphesiz şu soru akla gelecektir; Millet kendini tehlikede gördüğü, iyi yönetilmediğine inandığı, beka sorunu yaşadığı halde küresel güçlerin sahaya sürdüğü bilinen AKP yi neden on beş senedir iktidarda tutuyor?

 

Cevap açık; Kendi mensubunun hukukuna riayet etmediğini gördüğü diğer parti yönetimlerinin partilerini ve ülkeyi daha iyi yönetmek gibi bir arzularının olduğuna dair ortaya inandırıcı herhangi bir emare dahi koyamamış olmalarından.

 

Bu sebeple fikirden, siyasi üretkenlikten uzak, siyaseti ‘geçiyordum uğradım mesleği sanan’ kime, neye hizmet ettikleri netameli figürlerin karşısında; daha iyi yönetme arzusunu ortaya koyan, güven veren siyasi yapılanmalara ve figürlere milletin teveccüh edeceğini, bunalımdan çıkış kapısı olarak göreceğini söylemek abartı sayılmamalı. 

 

Geçmiş tecrübedir, geçmişe göz atmayı ihmal etmezsek gelecekle ilgili daha isabetli tespitlerde bulunabilir,  daha isabetli kararlar alabiliriz. Varoluşçu milliyetçiliği yükselten temel unsurları görmek, kavramak için geçmişe göz atmak faydalı olacaktır.

Demokrasi, Batı dışında kalan ülkelerde Batıyı, emperyalist emellerine taşıyacak iktidar hırsıyla donatılmış ihtiraslı hizmetkârları iktidara taşıma aracıdır. Türkiye gibi stratejik ülkelerde bazen anayasal düzeni askıya aldırılarak, bazen senaryolarla, bu zevata yol verilir. Truva atlarına yaptırılan partiler kanunu gibi kanunlarla tek seçicisi, tek seçmeni parti genel başkanları ile demokrasinin güdümlü hale getirildiğini, siyasetin dizayn edilip soygun düzeni kurduğunu senelerdir anlatıyoruz. 

Köklü bir hukuk sistemi, temel yasalar sağlıklı oluşturulamadığı ve var olan yasaların da hukuku hiçe sayan siyaset simsarlarının ahlak telakkileri uyarınca hukukun arkasından dolanarak yarattıkları fiili durumlara hukuki kılıf uydurmak için sürekli tırtıklanmasıyla oluşan gedikler giderilemediği için gerçek demokrasi hayata geçirilemiyor.   

 

On beş senedir yarattığı fiili durumlara hukuki kılıf aradığımız ustanın(!) o gün ki yasalara göre yasaklı olmasına rağmen parti kurup yarattığı fiili durumla parti genel başkanı olmasını demokrasinin icabı; yasal engeli sebebiyle 2002 seçimlerinde milletvekili olamamasını demokrasi ayıbı gören Batı, yasal engelin kaldırılması için koro oluşturmuştu.

Batının, demokrasi diye tutturduğu yerde hukukun, hukukun üstünlüğünün sözü mü olur? Ustanın(!) tekerleme haline getirdiği “üstünlerin hukuku” daha işin başında usta(!) içinde geçerli olmuş, hukukun üstünlüğü guguk kuşu olup uçuvermişti.

Yasal şartları haiz birinin genel başkan seçilip hem demokrasiye, hem hukuka üstünlük sağlayacak formül varken; yasanın suç saydığı fiili işlemiş birinin yasal engelini kaldırmak için hukukun işlevsiz kılınmasının sebebi neydi?

Bu kimse Batının arkasında durduğu biri değil de devletin kuruluş felsefesiyle problemi olmayan birisi olsaydı aynı Batı, aynı tavrı gösterir miydi?

Zannederim başarıymış gibi anlatılan karşı karşıya getirdikleri beka meselesi ve yargının, asker, sivil devletin güvenlik mekanizmalarının içinde bulunduğu durum bu sorulara cevap teşkil etmektedir.

Batı, benzeri bir formülü bugün arkasında olduğu bilinen terörist başı hain Apo ve FETÖ için denerse, geriye işlemeyeceği bilinen idam yasasıyla şov yapanların tavrının iyi bir zamanlamayla birkaç hamasi cümle savurup iç siyaset malzemesi yapmaktan öteye ne yapacağını zannediyoruz?

 

Koronun oluşturduğu baskı karşısında yasal engelin kaldırılması için formüller aranırken Beyaz sarayın açık kart oynayarak AKP genel başkanını ABD ye davet etmesiyle  kuklacının kimliği sır olmaktan çıkınca ilk hamleyi vaziyetten vazife çıkartan Sayın Baykal yaptı. Bu hamleden sonra içerdeki siyaset dışı ABD-NATO bağlantılı mekanizmalarla danışıklı döğüş safhası başladı. Bu vesileyle 27 Nisan bildirisi, Sırları mezara götürüleceği deklere edilen Dolmabahçe görüşmesi, FETÖ ile işbirliğinin gerekçesi gösterilen 367 garabeti, mezardakilere oy kullandırılan bir dizi anayasa maddesi değişikliğini takiben adalet mekanizmasının teslim edildiği FETÖ nün Türk ordusuna kurduğu kumpaslar gibi birçok tiyatro sahnelendi.

Devlet tecrübesine sahip merhum Süleyman Demirel bu davet üzerine bir gazeteciyle ustaya şu mesajı gönderir;

“...Görülen o ki seçilmesi için bir formül bulunup yolu açılacak, parti Genel Başkanlığından başka bir hüviyete sahip olmadan Beyaz Saraya gitmesi iyi olmaz. Seçilmeden giderse karşılaşacağı emrivakiler ülkeyi zora sokar...”

Devletin MGK’sının uyarılarını bile dikkate almadığı için ülkenin badireden badireye sürüklendiği bilinen ustanın, hayati öneme sahip bu uyarıyı dikkate almadan Beyaz saraya gidişi; Beyaz saray görüşmelerinin dışındaki görüşmelerin önemli bir kısmını teamüllere aykırı şekilde kayıt dışı yapılması merhum Demirel’in endişelerinin haklılığını; Türkiye’yi kurtuluş savaşı döneminden daha zor bir döneme sokan sürecin başlangıcı olduğunu içerden, dışarıdan felaketlerin başımıza sökün etmesiyle anlayabildik.

Devletin politikalarını yeterince kavrayamamış devlet tecrübesi yetersiz yöneticilerin bu görüşmede olduğu gibi devlet mekanizmaları By-pas edilerek kurulan ilişkiler, verilen sözler, yapılan mutabakatlar devletlerarası ilişkileri kişisel zaaflara, hırs ve ihtiraslara mahkûm eder.

Yazılı Türk tarihinde benzerine rastlanmayan ödediğimiz ağır bedellere bakarak bu davetle ilgili başkaca yorumda bulunmak mümkün olsa da uygun olan; hükmü karanlık avcısı tarihe bırakmaktır. Kiminle ne görüşülüp kime ne sözler verildiğini tarih bütün çıplaklığı ile ortaya koyacaktır, ancak millete düşen yaşananlardan ders almaktır.

 

Varoluşçu milliyetçilik, milliyetçiliğin temelini oluşturmakla birlikte düşünce içermez. Duygusaldır, pasiftir, korkuya dayalı ve hamaset yüklüdür,  yükselişi konjonktüreldir. Bu sebeple de meselelerin çözümüne münhasıran bir teklif getirmez. Ancak, yöneteni feraseti, basireti nispetinde uyarır. Devletin temel felsefesine, milletin değerlerine bakışını, yönlendirmedeki yetkinliğini, dolaylı ve kısmi nispette etkiler.

İhtiras ve iktidar hırsını sergileyen, derin ve ürkütücü manalar içeren; iktidar için papaz elbisesi bile giyebileceğini ifade eden anlayışın, dar parti felsefesine göre oluşturduğu politikasını, içeride ve dışarıda devlet felsefesine göre oluşan devlet politikalarının yerine ikame etmesi. Dün ‘aynı gayeye’ hizmet ettiklerini söyleyerek övdükleri (karanlıkta kalan bu ortak gayeyi de tarih bir gün ortaya çıkartır zahir) FETÖ ve benzeri cemaat yapılanmalarına alan açarak tehlike ve tehditlere davetiye çıkartılması, Varoluşçu milliyetçiliği yükselten başlıca unsurlardır. 

Kılından tüyünden azami nemalanmak için uğraşılan FETÖ ihanetine milletin topyekûn gösterdiği dirençse iddia edildiği gibi ustanın(!) liderliği değil; iktidarın davet ettiği tehlikelere karşı yükselen ayaklar altına alınmış milliyetçiliğin kısmi yansımasıdır.  

 

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.