Yazımızın 1. Bölümünde varoluşçu milliyetçiliğin yükseliş sebepleri ile ilgili düşüncelerimizi paylaşmıştık. Bu bölümde ideolojik milliyetçiliğin tasfiye edilmek istendiği hususu ile sebepleri üzerinde durup, yeni oluşumlar hakkındaki düşüncelerimizi paylaşmak niyetindeyiz. 
Türk devletinin beka meselesi ila karşı karşıya getirildiğini biz söylemiyoruz. İhanet odakları ile yıllardır kol kola, kolbastı oynayanlar itiraf ediyor.  
Bir asır önce karşılaştığımız beka meselesini bertaraf edip devlet kuran, bugünde bertaraf edip Batı karşısında ayağa kaldıracak olan temel dinamik; kurma, yaşatma, iradesinin dinamiği olan ideolojik milliyetçiliktir. İdeolojik milliyetçilikler, emperyalizmin ve maşalarının panzehridir, fakat bu dinamik yirmi senedir kime, neye hizmet ettiği şüpheli bir zihniyetin tasallutunda. 
 
İdeolojik Türk milliyetçiliğinin kurumsal yapısının demokrasi kaldıracı ile işgalinin, milleti beka meselesiyle karşı karşıya getiren küresel oyuna önemli bir merhale kazandırdığını bugün daha iyi görebiliyoruz. İşgal görevlisi ile küresel güçlerin taşeronunun bidayetten beri dayanışmalarının sırrı da burada aranmalıdır. 
Cumhuriyetin, ideolojik Türk milliyetçiliğinin Anadolu’da kurduğu son devlet olduğu, kanlı Sovyet emperyalizminin dağılmasında ve Türk dünyasının önemli bir kısmının hürriyetine kavuşmasındaki rolü göz önüne alınırsa; cumhuriyeti parantez olarak gören, yeni devlet hezeyanları savuran BOP taşeronluğunun ve BOP un önünde engel görülen ideolojik Türk milliyetçiliğinin ve kadrolarının tasfiye sebebi daha iyi anlaşılır. 
Çünkü ideolojik milliyetçilik, meseleleri tarih şuuru ile milli perspektiften bakarak bilimsel çözümler teklif eder. Devletin temel felsefesine tavırlı, milletin değerlerine düşman, güdümlü yapıların, beşinci kol aracı etnikçilerin, cemaatlerin, devlete, milletin birliğine tasallut etmesine müsaade ve müsamaha etmez. Devleti kurma, yaşatma, milletin kültür ve medeniyetini yükseltme irade ve idealini şuur ve iman haline getiren kuvveden fiile dönüştüren yegâne dinamiktir. 
Burada şu tespiti yapmamızda gerekir: Türkün, yedi düvel karşısında yüz sene önce verdiği mücadelesindeki başarısının temeli dinamiği, bazı dangalakların dediği gibi Atatürk milliyetçiliği değil, hiç şüphesiz ideolojik Türk milliyetçiliğidir.   Atatürk Türk’tür ve Türk düşmanlarını rahatsız edecek kadar milliyetçi yüksek bir şahsiyettir. İdeolojik Türk milliyetçiliğinin düşmanları, bu deli saçması ile Atatürk kendilerine maske etmek istemektedir. 
Yan yana dizilmiş şu zihniyetlerin hâkim olduğu iklimde beka meselesinin olmaması ancak tanrının mucizesi sayılabilirdi; 
Başta Türk milliyetçiliğine düşmanlığı varlık sebebi gören, devletin kuruluş felsefesiyle problemli, bir gün Barzani’yle hain PKK lı için “megri megri” ağıtına tempo tutan, başka bir gün başka bir haine hasretlik ağıtları dizen, etnikçilikte bölücülere taş çıkartan ahlaksız zihniyeti görüyoruz. 
Onun yanında yetmiş beş yıllık ömrünü Türk milletine, ideolojik Türk milliyetçiliğine havlayarak geçirmiş, Türk’ün üç bin yıllık yazılı tarihini inkâr eden; Türk milleti diye bir milletin olmadığını söyleyecek kadar ahlaksız; sahte ulusalcı, çakma Vatan’cı, sözde devrimci, sahibinin sesi katıksız İngiliz finosu, kandil postacısı topal it. 
Onun yanında halka tepeden bakan, milli, manevi değerlere cephe almış, altı okundan biri Milliyetçiliğe şovenlik, faşistlik yaftası yapıştırmaya çalışan enternasyonalist anlayış. Cumhuriyeti yıkmak için kalkışan FETÖ ihaneti karşısındaki duruşu, dediği anlaşılmayan, fakat Cumhuriyeti babasının tarlası gören; Cumhurbaşkanlığı için kendi içinden milletin teveccühünü kazanmış milliyetçi bir aday çıkartamayan, ödünç aday peşinde koşan statükocu bir zihniyet. 
Onun yanında FETÖ ihanetini milletin başına bela eden BOP taşeronluğuna despotizm parantezi açıp, kuyruk olduğu kirli zihniyetin desteği ile Türk milliyetçilerinin umutlarını, hayallerini, çilesini emeğini, alın terini çalmış. Hak ve hukukunu gasp edip yuvasından savurmuş. Kader birliğini keder birliğine dönüştürmüş. Kader ortaklarını fesada veren, birbirine düşüren, ancak İngiliz finosuna kulağını tıkamış gasıp zihniyet.  
Zehirli dilleri ile milleti birbirinden kopartıp, kutuplaştıran bu zihniyet temsilcilerinin ortak paydası: ideolojik Türk milliyetçiliğinin karşısında olmalarıdır. Türk milletinin tarihi ve misyonu ile uzak yakın alakası olmayan bu tablonun özel sipariş olmadığı düşünülüyorsa, Allah’ın başımıza verdiği büyük bir ceza olarak görülmelidir. Hal böyleyse önce herkesin fert, fert, sonra da milletçe bu cezanın sebebini sorgulama, bir muhasebe yapma gereği vardır. 
İdeolojik Türk milliyetçiliğini varoluşçu milliyetçilikten ayıran, öne çıkartan yanı; hiç şüphesiz düşünceye, yani ideolojiye dayalı olmasıdır. 
Birkaç cümle ile özetleyerek hatırlatmak gerekirse: Türk milletinin maddi manevi yükselişini hedef alan bu temel düşünce, İslami ahlaka, kadim Türk töresine dayanır. Aksiyonerdir, sosyal, siyasal meselelere insan ve toplum merkezli çözüm programı ve bu programı uygulama arzusuna, düşünce birliğine sahip, bilgili, yüksek ahlaklı, insan modelinin, kadroların yetiştirmesini öngörür. Konjonktürden etkilenmez, bilakis aksiyoner karakteri ile konjonktür oluşturma gücüne sahiptir. Yalnız tehlike zamanlarında değil, daima, milletin, devletin, birinci derecede faydasını esas alan, milli karakterli yönetim biçimi ve çözüm yollarını teklif eder.  
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bariz vasfı milliyetçi olmayan bir adayın kazanma şansının olmadığı gerçeği; İdeolojik milliyetçiliğin konjonktür oluşturma gücünün tescili niteliğindedir. Bu realite, aynı zamanda Mustafa Kemalden sonra terk edilen İdeolojik Türk milliyetçiliğinin Alparslan Türkeş’in önderliğinde sosyal siyasal ekonomik programa, kurumsal kimliğe, kadroya kavuşturup yeniden milletle buluşturan ülkücülerin başarısıdır. 
İktidarıyla, muhalefetiyle, sistemin tıkanmasının, siyasetin, kurumların çürümesinin sorumlusu figürlerin beka meselesinden bahisle yetersizliklerini itiraf edip, siyasi yelpazede boşluk olmadığını seslendirmek millete hakarettir. Siyasette boşluk olmadığını söyleyen ahmaklık sayesinde Türkiye ablukaya alınmıştır. Siyasetteki boşluk sayesinde dengesiz, denetimsiz, frensiz, nevi şahsına münhasır ucube bir rejim Türkiye’nin başat problemi haline gelmiştir.   
Bu boşluk sebebiyle önümüzdeki süreçte siyasi hayatımıza katılacak ‘oluşum’ siyasetteki boşluğu ne derecede dolduracak? Henüz karargâhı, hukuki süreci oluşmadan hizipleşmelerin, köşe kapma tartışmalarının, yaşandığı oluşum, milletin beklentilerine, ülke meselelerine, özellikle ruhunda despotizm tehlikesi barındıran ucube sisteme karşı çözüm getirebilecek fikirler cümlesini ve potansiyeli ortaya kayabilecek mi? Soruları ülkenin içinde bulunduğu durum ve gelecek adına endişe taşıyan herkesin zihnini meşgul etmekte. 
Bu sorunun cevabının tamamını olmasa da bir kısmını oluşumun fikri hüviyetinin ve kurucular kurulunun açıklanmasıyla göreceğiz. Fakat yapılan bazı açıklamalardan bu oluşumun kendi içinde çok kutuplu, milli düşünceye teğet, kişiye endeksli, kontrol edilebilir, yönlendirilebilir, klasik sağ hüviyete sahip olacağı anlaşılıyor.  
Bu düşünceyi destekleyen bir başka husus: Çalışmalara öncülük edenlerin milliyetçi entellektüeliteden uzak durmaya özen gösterildiği izlenimi vermeleri.   
Bu iki husus, çaresizlik sendromu ile oluşuma umutla bakan, çıkış noktası gören tabanın oluşuma yüklemek istediği misyonla, oluşumu kotarmaya çalışanların ortaya koymaya çalıştığı misyonun çok farklı olduğunu yansıtması bakımından önemlidir ve tarafların birbirini okuma hatasını yansıtmaktadır.  
Oluşumu siyasi hüviyete kavuşturmak isteyen dostlarımıza Türkiye’nin ve Türk siyasetinin temel açmazının, ideolojik Türk milliyetçiliğine uzak durmak olduğunu; İdeolojik Türk milliyetçiliğine mesafeli herhangi yapılanma ile Türkiye’nin düze çıkamayacağını; ülkeyi bu açmazların kucağına öne çıkartılmak istenen sağ zihniyetin oturttuğunu, âcizane hatırlatmak isteriz.  
“Geçmiş tecrübedir” sözünü hatırlatarak, geçmişte yaşadığımız çaresizlik tabloları ile siyasete nasıl yön verildiğini, şişirilen fosforlu balonların çare olarak sunulduğunu. Son balonun başımızda beka meselesi olarak patlatıldığını da çaresizlik sendromu yaşayan dostlarımıza bilvesile hatırlatmak isteriz. 
Bu hatırlatmamız: umutları, hayalleri, idealleri, fikri, çilesi, emeği, hatıraları gasp edilmişlerin, iyi niyetli, demokratik bir hareket olarak başlatıldığı kabul edilen oluşumla ilgili olumsuz ve muhafazakâr bir algı yaratmaya yönelik değildir.  
Bu hatırlatmamız: Türk milliyetçiliğinin önünün iç içe geçmiş Rus Matruşkası gibi içinden ne çıkacağı kestirilemeyen ayak oyunlarıyla kesildiğini unutmadan, soğukkanlı ve akılcı olunması adınadır. 
Binaenaleyh Keyfiyet ve kemiyetiyle dağıtılmak istenen ideolojik Türk milliyetçiliğinin dağıtılmasına araç edilmesi ihtimalini ve güçlü bir ihtimal olduğunu hatırlatmak adınadır. 
Kimsenin şahsıyla ilgili bir tavrımız, beklentimiz asla söz konusu değildir, inandığımız değerlerin benimsendiğini görmemiz halinde göstereceğimiz gayrette kimsenin şahsıyla alakalı değil, ülkemizin geleceği ile ilgili olacaktır. 
Hatırlatmalarımız, hassasiyetlerimiz: sinsi, gaspçı sistemin tuzaklarında umutları, hayalleri, değerleri gasp edilmişler olarak yoğurdu üflemek zorunda bırakılmamızdandır.   
  
 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.