Aydın kelimesinin anlamı: 1. Işık alan, ışıklı, aydınlık. 2. Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse) münevver, entelektüel. Biz, ikinci anlamın alanına giren toplumların her zaman ihtiyaç duyduğu, bizim se iki yüz yıldır yetiştireme sıkıntısı yaşadığımız, hasret kaldığımız insan modeli üzerinde durmak istiyoruz.

 

Bilgi, kültür, görgü, aydın olmanın alt gerekleri olmakla birlikte, kimse sadece bu değerlere sahip olmakla aydın olma vasfını kazanmaz. Çok okuyan veya akademik kariyere sahip kimse ancak bilgili olabilir; mesleğinin bütün bilgilerine sahip olan, uygulayan vasıflı kimse de ancak mesleğinin erbabı olabilir, fakat aydın kimse olmasına yetmez.

 

 

Aydın tanımlamaları muhteliftir. Bu tanımlamaların tamamına yakınında münevver, entelektüel kavramları mana itibariyle farklılıklar ifade etmesine mukabil, aydın kavramının eş anlamı olarak kullanılmasını doğru bulmadığımızı ifade etmek isterim. Bu sebeple yapılan tanımlamalara tabi olmak yerine, eş anlam yerine kullanılan kavramları da kapsayacak bir tanımlamanın doğru olacağı kanaatindeyim.

 

 

Kendisinden başlamak üzere ferdin, toplumunun ve topyekûn insanlığın, yaratılmış ne varsa meselesini severek ve isteyerek kendine dert edinecek; cesaret, ahlak ve imana sahip olmak, bu değerlerden hiçbir hal ve şartta taviz vermeden aksiyon sahibi olmak, kanaatimce aydın olmanın temel gerekleridir.

Dertlinin derman aramasının tabiliği, bu değerlere ve ön kabule sahip kimseyi çare ve yitik mal arayışına iter. Bu itilişle kendini bilgi ve kültür deryasında bulur. İtildiği deryada özümsediği bilgiyle zenginleşirken, kültürüyle yoğruldukça ön yargılarından sıyrılıp derinleşerek berraklaşır, kristalleşir. İşte bu kristalleşme neticesinde düşünce, fikir, soru-cevap ve isyan halinin tezahürüdür aydınlanma, aydınlatma.

 

 

Bize göre aydın: Ontolojik olarak, sahip olduğu ruhun Allahtan olduğunun idrakiyle ulaştığı yüksek imanın billurlaştırdığı iç dünyası bilgiyle zenginleşmiş, kültürle yoğurulmuş; bilgiyi tahlil ve düşünce örgüsüne dönüştürme yeteneğine, yorum kabiliyetine kavuşmuş; Hak namına halkın sesi olmayı görev edinmiş; Haktan başkasına ram olmayan, hak namına endişelenen, hak namına soran, söyleyen; iman, ahlak ve cesaretiyle temayüz etmiş kimsedir.

 

 

Toplumları yükselten güç şuurdur.  Aydın, o şuurun ete kemiğe bürünmüş halidir. Toplumun sesi, vicdanı olma sorumluluğuna sahip aydın, içinde bulunduğu duruma başkaldırabilecek ahlak ve cesarete sahipse toplum tekâmül eder, özgüveni yükselir. Bu özgüven toplumu yabancı kültürlerin, düşüncelerin,  izimlerin yıkıcılığından korur.

Aydının kendi dilini, dinini, töresini, kültürünü, tarihini bilmeye, yaşamaya, tarih şuuruna ulaşmaya ihtiyacı vardır; ancak o zaman sahip olduğu bilgiyi yoğurup nevi şahsına münhasır düşünceye dönüştürebilir; cesaret ve ahlakının gücüyle ifade edebilir, başkaldırabilir.

Kendi değerlerinden uzak aydının başkaldırısı, ahlaki temeli olmayan anarşizme dayanır. Toplumun birliğini, dirlik düzenini ve huzurunu bozan anarşizmden beslenir ve anarşizmi besler. Günümüz aydınının çoğunluğu bu türün numunesidir.

 

Üzülerek ifade etmeliyiz ki iki yüz yılı aşkın zamandır Türk aydını kendine yabancılaşma sürecinde hazin bir macera içinde savrulmalar yaşıyor. Yabancı düşüncelerin, izimlerin girdabında beyni köleleşmiş, vicdanı körleşmiş, iradesi zaafa uğramış, başka beyinlerin ürettiği düşünceleri tekrarlayan papağan rolündedir.  Kendine has düşünce oluşturmak, topluma ufuk açmak, yol göstermek yerine; benimsediği izimlerin kutuplaştırıcı karakterine teslim olmuş, ayrışmaların alt yapısını oluşturmakta.

 

 

Batıcı aydı, Batıya mahsus sınıfçı izimlerin çatışmasının taşıyıcısı olurken, diğer yandan parçası olduğu toplumu küçümseyerek, hor görerek emperyalizmin büyük projesi; oryantalizme hizmet etmekte.

 

 

Batıcı aydına tepki olarak ortaya çıkan Doğucu aydınsa; çatışmacı Arap şovenizminin izlerini taşıyan Eşari taassubundan sıyrılıp akılcı düşünce üretememiş, Batılı müsteşriklerin kalıba soktuğu İslamizm’i benimsemiş; cihanşümul İlahi din İslam’ı anlamak yerine, ideolojik seviyeye indirgeyerek istemeyerek de olsa siyaset zemininde metaa olmasının yolunu açmıştır. Nakilci Eşari taassubunu kıramayan İslamist aydın, İslam’ı anlamakta da bir kısmı şüpheli olan müsteşriklerin gerisine düşmüştür.

 

 

İki tarafta izimlerin peşinde Türk’ün var olan medeniyet tasavvurunun çok uzağına savrulmuş; meselelere Türklüğe karşı olma ortak paydasından bakar haldedir. 

Batıcı, en iyi batıcı olmayı, Doğucu, en iyi doğucu (iyi Müslüman) olmayı Türk düşmanlığı veya Türklüğü inkâr veya Türk karşıtlığı olarak anlar, değerlendirir.   

 

Doğucu, Batıcı, aydın geçinen zümre aydın namusu gereği şu soruların cevabını verebilmelidir:

 

Tarihinde sınıflılığa yer vermemiş bir milletin, halde de ikinci sınıf vatandaşı olmayan bir ülkenin yıllardır maruz kaldığı vekâlet savaşı terörü, Doğucu aydının zorlama İslami yorumlarla etnik sınıf kılıfına sokma gayretiyle siyaset üzerinde kurduğu baskı; Batıcı aydının aynı minvalde, tabiatı gereği paçasını yırtarcasına insan hakları, hümanizm şampiyonluğuna soyunup; ülkeyi, milleti ateşe atacak düşünceler serdetmesi hangi insan hakları, hangi hümanizm, hangi İslami anlayışının, aydın ahlakının gereğidir?

 

Filistin’in uğradığı Yahudi mezaliminin dava edinilmesi; Myanmar da, dünyanın değişik yerlerinde Müslümanlara yapılan zulüm için dünyanın ayağa kaldırılması elbette ki alkışlanır. Ve fakat Çin zulmünde 70 senedir inleyen 50 milyon Müslüman Türk’ün haklarına kör, sağır olmak; işgaldeki Kırım, Kazan ve diğer Türk yurtlarında Türklerin, Kafkaslarda Çerkez, Çeçen, Müslümanların uğradığı Rus zulmünü; iki asırdır Fars-Slav işgalindeki Türk yurdu Azerbaycan Türk’ünün maruz kaldığı burnunun dibindeki Fars emperyalizmini görmezden gelmek nasıl bir İslamcılık, nasıl bir insancıllıktır?

Doğucu, Batıcı aydının bu ortak paydası; mezhep, meşrep taassubu mudur? Yahut Türklük alerjisi mi?

 

Zulme uğrayan bütün insanlığa sahip çıkılmalıdır, bu sahip çıkışın sebebi İslami hassasiyet, insani yaklaşımsa; o halde Türkünde insan ve tarihin kaydettiği İslam’ın en iyi mücahiti olduğu unutulmamalı.

Tarihte, Türk’ten başka İslam’ı yayma mücadelesini ideal edinmiş, bu uğurda daha fazla mücadele etmiş, emek vermiş,  saldırıya maruz kalmış, daha çok can vermiş, kan vermiş, mal vermiş ve halen veren başka millet gösterilirse sorularımı geriye alır, özür diler, alkışlarım.  

Çoğaltılabilecek bu sorulara makul cevabı olmayan aydın, önce kendi vicdanını aydınlatmalıdır. Vicdanı aydınlanmamış, ahlakı billurlaşmamış karanlık oyunların figüranlarının aydınlatacağı bir dünya yoktur.    

 

 

Bir türlü kendisi olamamış, şahsiyet bulamamış yarı aydın tipinin fesat odağı olduğu Cumhuriyet döneminde Türk düşüncesindeki çoraklaşma tarihinin en yüksek noktasındadır. Bir elin parmakları sayısında birkaç temayüz etmiş düşünürün dışında, kendi beyniyle düşünen, kendine özgü yol gösterici düşünce üreten aydınımız yok gibidir, olanlarsa alınmasınlar, yarımdır.

 

Siyaset üstü kalmak, aydın için ahlaki bir sorumluluk ve gerekliliktir. Siyaset gözlüğü takmış aydın doğrularını siyasete kurban etmiş olur ki, bu kurban ediş; toplum ve aydın bakımından atanın evladını katletmesinden daha büyük faciadır. Siyaset gözlüğü takmış, siyasetçiye dirsek mesafesi yakınlaşmış, siyasetten, siyasetçiden nasiplenen aydın; siyaset çirkefine perde olurken aydın namusunu pazara döker. Pazara dökülmüş aydın namusu siyasetin rüşvet, hırsızlık, irtikâp, iltimas ve benzeri ahlaksızlıklarına fetva kılıfı olur. Günümüzde basın yayın organlarına, sosyal medyaya göz atıldığında siyaset girdabında dolap çeviren, kendini aydın diye tanımlayan partizan, militan papağan sürüsüyle karşılaşırsınız.   

 

Aydın, ortaya koyduğu düşünceleriyle toplumun dokusunun çimentosu, üretkenliğinin, dinamizminin ateşleyicisi, geleceğin yön belirleyicisi, topluma ufuk açan kimsedir. İzim, mezhep, meşrep, cemaat, tarikat, sınıf ve etnik eksenli ayrışmaların topluma sirayet etmesi; toplum dokusunun en küçük hücresine kadar işlemesi, siyaset çamuruna batmış aydın ihanetinin tezahürüdür.

 

Ülkenin değerlerini, dilini, dinini, töresini, tarihini öğrenmek, sahiplenmek tek başına da kalsa, bütün dünya düşman olsa da savunmak; aydının sorumluluğudur. Fakat Doğucu, Batıcı, aydın geçinen bu zümre, yıllardır emperyalizmin ileri karakol komiseri olma yarışındalar. Ülkeyi kuşatan, milletin geleceğinin tehdit eden emperyalizme isyan etmek, haykırmak yerine; devletin korunma refleksinin, emperyalist oyunları bozma mücadelesinin karşısına çıkan aydın sayesinde aydınlığa hasretiz.

 

İktidar, muhalefet, bu zümreden aldığı akılla “ama fakat lakin” parantezlerinde ürettiği akla ziyan teorilerle etnikçiliği öne çıkartan, teröre destek olan, arka çıkan yaklaşımlarıyla siyaset ve siyasetçi de ahlak zeminini kaybetmiş, savrulmalar yaşıyor. En hazini de milliyetçi bloktan kopartılan parça içinde de bu tiplerin yer bulması, neşet etmeye başlamasıdır.    

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.